Gürkut Gürsoy

Gezi Bloğu mu Yapsak?

In Arjantin gezisi, Çalışma İzni Nasıl Alınır?, Belgrad, Belgrad Gece Hayatı, Belgrad Gezisi, Brezilya Gezisi, Buenos Aires Gezisi, Güney Amerika Turu, Gezi, Karadağ Oturma İzni, Karadağ Vatandaşlığı Nasıl Alınır, Mendoza Gezisi, Montenegro, Montevideo Gezisi, Oturma İzni Nasıl Alınır, Rio 2016 Olimpiyat Oyunları, Rio de Janeiro gezisi, Sırbistan Gezisi, Sırbistan'da Yaşam, Uncategorized, Uruguay Gezisi, Vizesiz Seyahat on Temmuz 26, 2017 at 1:30 am

Senelerdir iş, konser, maç, tatil ve keyif için geziyorum. 4 kıtada 63 ülkeye gitmişim. Bunların en az yirmisini layıkıyla gezmişim. Oturup yazmaya kalksam sıkılır bırakırım. En iyisi son 3-4 yılda gezdiğim ülkeleri yazayım. Ve pek tabii yaşadığım ülke Sırbistan’ı, şehrim Belgrad’ı yazarak başlayayım. WP den aldığım ücretli tema duruyor zaten onun için bir domain alayım Reşuk’a da haber vereyim serverda yer açsın.

Brezilya, Arjantin, Uruguay, Belçika, Hollanda, Fransa, İtalya, Karadağ, Bosna Hersek, Makedonya, Bulgaristan, Rusya, Çin gezi yazılarını ekleyebilirsek şimdilik yeterli gibi.

Biraz derleyip toparlayayım başlarım yakında yazmaya. Ya da başlamam..! Arşivden fotoğrafları, videoları ve hikayeleri ayıklarken sıkılır, vazgeçerim…

Neyse olacakları yakın zaman gösterecek…

Aslolan Katilin Siyasetidir!

In Asker, Çocuk cinayetleri, Ölüm, Örgüt, Öğretmen, Devlet, Ermeni, Kadın cinayetleri, Mehmetçik, Teferruat, Zehirlenme, İnsan on Haziran 19, 2017 at 3:01 am

Sağ-sol tüm siyasetlerin içinde insan olmayan bir asker söylemi vardır! Ölüm şekillerine göre siyaset malzemesi olan teferruattır askerler! Çatışmada ölürse asker önemlidir birileri için. Aynı asker zehirlenerek ölürse yok hükmündedir o birileri için. Karşı kaldırımda da durum farksızdır. Zehirlenince birden önem kazanan asker çatışmada ölünce görünmez olur. Hele ki afedersiniz Ermeniyse o asker ve askerlik yaparken şüpheli şekilde öldüyse çoğunluk görmezken ancak bazı gazetelerde 3.sayfa haberidir.

Öldürülen 7-9-14-17-19 yaşında çocuklar ve gençler için de durum aynıdır! Ölenin kim olduğu değil, katilin kim olduğu önemlidir! Öldürülenler teferruattır!

Katledilen genç kadın öğretmeni öldüren bir örgütse önemlidir o cinayet! Katledilen kadınların katilleri kocaları veya töre cinayeti işleyen aileleriyse önemsizdir o ölümler…

Kısaca insan önemsizdir. Katil önemlidir! Önemli olan katil kimdir ve kimin emriyle, hangi siyasi amaç için basmıştır tetiğe! İnsanlar öldürülür ancak sen tepkini koymak için beklersin… Katil hangi görüştendir? Katil devletin bir memuru mudur? Yoksa katil bir örgütün mensubu mudur? Öğrenirsin ve siyasetine uygun olarak sloganlaşmış hazır kalıp tepkini koyarsın. Aslında sen öldürülen çocuğa, askere, kadına sahip çıkmazsın. Siyasetin vardır ve siyaset sana “ölen teferruattır” diye öğretmiştir.

Mevcut tüm silahlı örgütler ve devletler aslında birer katildir. Ölü seçen bizler ise bu cinayetlerin işlenmesinde suç ortaklarıyız.

Rakel Dink’in dediği gibi “Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyoruz. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz”…

Unutmayın; sizin ölüleriniz, bizim ölülerimiz yok! Onlar hepimizin ölüleri…

Mahalle Maçı -3-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Uncategorized on Mayıs 24, 2017 at 12:18 am

Çok uzatmayalım. Okumayı sevmeyen bir çağın boşa oksijen tüketenleriyiz neticede… Eski Türk filmi çekimi hikayesi gibi olacak yazının sonu! Zira okumayı sevmeyen çağın yazmayı çok sevmeyen vatandaşıyım. Yeşilçam’da bazı filmlerde çekimlere 6-7 makarayla tam gaz girilirmiş. Maddi destek bulunur, bakanlık desteği gelir diye düşünülüp senaryo kamera önünde satır satır akarmış. Dördüncü beşinci makaraya gelinince ve bakanlıktan ya da yapımcıdan maddi destek yerine hava gazı verilince senaryonun kalanı kırpılıp kalan makaraya sığacak hızlı sonuçla film tamamlanırmış. Bizim yazı dizisinin durumu aynen budur

Bizim mahallenin maçı 1990ların başında bitmişti. Bir daha hiç oynayamazsınız diye kabul ettirmişti mevcut düzen bize. Stadlar büyüyor, salonlar yapılıyor, fiyatlar artıyor, markalı ürünler yapılıyor, mağazalarda son derece pahalı fiyatlarla satılıyordu. Yarı yarı tribünler devri kapanmıştı. Deplasman yasakları bile başlamıştı. Gece maçları, ulaşım sorunu derken kombine sitemi, çok pahalı maç biletleri, kalitesizleşmiş spor basını sayesinde bizim futbolumuzu bizden almışlardı. Sadece futbolumuz gitse biraz kabul ederdik ancak çocukluğumuzun Fenerbahçesini çalmışlardı bizden. Bir daha asla geri gelmeyecekmiş gibi uzaklaşmıştı artık sevdamız… İşte tam bu anda hatta işte tam o anda 21 Mayıs 2017 gecesi bizim mahallede sokakta maç oynandı. Alt mahallede, üst mahallede sokakta çocuklar maçlar yaptılar. Kahkahalar attılar, gülücükler saçtılar, yerlere uzandılar, yağmurda ıslandılar, babalarının ağabeylerinin omuzlarında kucaklarında uyuya kalanlar bile vardı aralarında. Sadece bizim kentin değil tüm kentlerin sokaklarına çıkmıştı çocuklar. Işıl ışıl ve hınca hınç kalabalıktı meydanlar. Mahalle maçının ‘Gezi’siydi belki yaşanan ya da mahallenin çocukları devrim yapıyorlardı… Fotoğraflar paylaşılıyordu sosyal medyada. Çocuklar, tertemiz halleriyle, çıkarsızca, su gibi duru çocuklar gülen gözleriyle gece sokaktaydılar ve 1907 yılında FenerBahçesinde doğmuş çubuklu formayı izliyorlardı. Mahallenin çocukları, mahallenin en güzel maçını izliyorlardı. Benim, senin çocukluğun o gece sokaktaydı. Bilinen tek şey Fenerin maçı olduğuydu. Bayrağın üstüne uzanan, gözlerinden mutluluk akan çocukları için mahallenin en unutulmaz maçı oynanıyordu. Artık o çocuklarında bir Fenerbahçelilik hikayesi vardı ve o hikaye benim çocukluğumun ilk mahalle maçının aynısıydı. Lisanslı, barkodlu, telifli hiçbir ürün bu çocukların Fenerbahçelik hikayesinden değerli değildi! Maça girmek için gereken biletin fahiş bedeli o çocukların Fenerbahçelilik hikayesinin yanında beş para etmezdi. O çocuklar o akşam 1990larda bize yasaklanan mahalle maçını oynadılar ve kazandılar. Bizden çaldığınız çocukluğumuzun Fenerbahçesini onlar orada yeniden ayağa kaldırdılar. Fener Bahçesinden denizi aydınlatan tarihi Fener yeniden ışık saçıyordu o çocukların gözlerinden.

Arsamızda yükselen yeni stadyum ve onunla birlikte değerlerimizi ezip geçen endüstriyel yıkım ve yozlaşma inkar edilemez. Halktan gittikçe uzaklaştırılan Fenerbahçemiz bizleri tekrar sokağımıza inmeye ve tarihimize, değerlerimize sahip çıkmaya zorunlu bırakmıştı defalarca. İşte 21 Mayıs akşamı o çocuklar sokağa indiler, bize baktılar ve ‘Neredesiniz ey mahallenin ağabeyleri’ dediler. ‘Sizin elinizden tutup maça götüren büyüklerinizi unuttunuz mu?’ diye sordular.

‘Haydi gelin ve tutun elimizden götürün bizi Fenerin Bahçesine’ diyen o çocuklara el uzatmanın tam zamanı. Fenerbahçe Halktır sözünü yeniden geçerli hale getirmek için ‘Halkın Takımı Halkın Yanında‘ diyen Fenerbahçe tribününün, şimdi toprak sahada o güzel çocuklarla birlikte meşin yuvarlığın peşinde koşma zamanıdır…

%d blogcu bunu beğendi: