Gürkut Gürsoy

Archive for Aralık 2010|Monthly archive page

2010 mu? Koy G..ne Rahvan Gitsin

In Uncategorized on Aralık 31, 2010 at 4:15 pm

İçinde 2 yuvarlak olan bir senenin 3 yuvarlaklı 2000 den iyi geçmeyeceği en baştan belliydi.

2111 e kadar benim pek ümidim yok. İçinde top gibi yuvarlak olan seneler iyilik getirmez.

Bu yüzden 2010 un koydum gö..ne rahvan gitsin.

2011 e de önce kafam girsin.

 

Reklamlar

Yemişim Yasaklarınızı

In 5149 sayılı kanun, endüstriyel futbol, Liberta Per gli ultras, taraftar, tribün on Aralık 30, 2010 at 1:00 am

Basına yansıyan son haliyle 5149 sayılı yasa TARAFTARIN TECRİT edilmesi yasasıdır. Faşist bir yasadır. Futbolun ruhuna aykırıdır. Taraftarlığa karşıdır. Ülkemizde bu yasaya tepki koyabilecek ve gereğini yapacak tribün grubu yoktur. En delikanlısı iki ay protesto eder döner tribüne alır yerini. Zaten çoğunluk cemaatlere bağlı kişilerce idare edilen ve devletin denetiminden asla uzaklaşmayan, mevcut sistemin tribün gruplarıdır. Ultras hareketi bir başkaldırı ve isyan hareketidir. İsminin önüne Ultras ya da Curva yazdı diye kimse bu isimlerin ruhuna sahip olmuş değildir. Ultras baskıya, polis terörüne, endüstriyelleşmeye karşıdır. Bu yasayı stada gitmeyip sokakta Ultras kültürü ile protesto edebilecek yapılar zaten ülkemizin siyasi ve sosyal toplum yapısı içinde ya yoktur ya da azınlığın bile azınlığıdır. 5149 aslında yıllardır bazı kulüp başkanları-tribün liderleri-basın ve emniyet arasındaki danışıklı dövüşün sonucudur. Yani Endüstriyel Futbolun politikalarının tek başına ve kesin iktidara yerleştiğinin resmi belgesidir. Kına yakın sahte Curva ve sahte Ultras lar. Devir sizin devriniz. Meclis sizin, basın sizin, hükümet sizin, okyanusun öte yanı bile sizin. Emniyet sizin, tribünlerin büyük grupları sizin. Ama bu 5149 bizim devrimizin başlangıcıdır bunu bilin. Çünkü Ultras direnir. Ultras kabul etmez. Ultras kültürdür ve sizin yukarıda saydığım sosyal, siyasal yapınız bu kültürü isimden öte kabul edemez, bünyenize aykırı, bozar sizi. Yeni haliyle 5149 hepimiz için hayırlı uğurlu olsun.

Football is for you & me,

not for fucking industry!


Yeni adresimize taşındık

In Uncategorized on Aralık 21, 2010 at 10:52 am

31 Mayıs 2009 tarihinden bu ana kadar http://koskorcuk.blogspot.com da süren yaşantımız lükse olan düşkünlüğümüz, muhit değiştirme sevdamız, yeni bir çevre hedefimizle birleşti ve bu adrese taşındı. Hoşçakal blogspot.com. Merhaba wordpress.com ! 2GB fark için taşındık. Yarın 512Mb fazlasını bulursak burayı da hiç yaşanmamış sayarız.

Yaşayacaksın Arkadaş!

In 19 Aralık 2000, Ağa Camii, Üsküdar, Galatasaray Postanesi, Kadıköy, Kızıldere, Maraş Katliamı, Nurhak, Santa Maria Kilisesi, taksim, Tramvay, İHD, İstiklal Caddesi on Aralık 20, 2010 at 12:40 am

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Cuma akşamı iş çıkışı biraz İstiklal’de yürüyüş yaptım.  Galatasaray postanesi civarında bildiri dağıtan insanlar vardı. Devam ettim. Santa Maria Kilisesi’nde her yıl 17 Aralık günü yaptığım gibi girip dua ettim mum yaktım. Kilise çıkışı tünele doğru boş boş yürürken yılbaşı ışıklandırmasının açılışına rast geldim. Sonra tramvaya takıldım, yolda bira çekti canım. Ağa Camisi önünde tramvaydan atladım. İnsan Hakları Yürüyüşü vardı İHD nin onlara takılıp güzergâh tuttuğundan 150 metre kadar eşlik ettim. Ben İHD yi sevmem ama İnsan Haklarını severim..! Oradan ayak üstü 2 bira içmek için Çicek Pasajına daldım. Dönüşte bu sefer Taksim tramvay durağında “Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın” açıklamasına denk geldim. Vay be dedim kendi kendime. Gel de terk et bu şehri. Sırf bir caddesi bile dünyaya bedel. Otobüsle Beşiktaş. Motorla Üsküdar. Dolmuşla Kadıköy. Sonra ev. Akıllı ol şehrinin kıymetini bil. Zırt pırt şehre bok atıp kaçma planları yapma… Maraş’ın, 19 Aralık Hayata Dönüş Katliamının hesabı sorulmadı doğru… Katiller ve sorumlular mahkemelere çıkıp hâla hesap vermediler evet bu da doğru! Hatta katlettiklerinin yakınları anma törenleri yaparken, o meydanlara nazır bürolarının balkonundan gülerek izlemeye devam ediyorlar… Ülke bu, şehir bu… Yaşayacaksın arkadaş. Yaşanılacak bir hale gelene kadar… Sivas’ta, Maraş’ta, 19 Aralık Hayata Dönüş Katliamında, 16 Mart’da, Kızıldere’de, Nurhak’da katledilenler için daha dik ve daha dirençli olacaksın. Yaşayacaksın arkadaş ve Denizlerin, Erdal’ın, Adalılar’ın anılarına sahip çıkacaksın. Bu güzel şehirde ve bu güzel ülkede, katledenlere inat, katledilenler için, her günü en az bir saat daha fazla yaşayacaksın arkadaş.

Bu Vebalin Altından Kalkamazsınız (Diana Taurasi)

In Diana Taurasi, fenerbahçe, Penny Taylor on Aralık 18, 2010 at 9:25 am
Kadın Basketbol takımımızın dünya yıldızı Diana Taurasi hakkında son günlerde yayılan söylentiler oldukça seviyesiz ve sinir bozucu boyutlara ulaştı. Doğru ya da yanlış her şeyi yalanlayan resmi site ya konuyu ve dedikoduları önemsemedi ya da çok doyurucu bir açıklama çıkacak. Mersin maçında kontenjan dolayısıyla dinlendirildi ve takım kadrosunda yoktu. Saha içinde maçı takip etti. Sopron maçında ise “sakatlık” diye duyulan ancak resmi ağızlarda dile getirilmeye gerek görülmeyen bir sebeple takımla sahaya çıkmadı. Dedikodular hemen başladı. Otelde kalmış, oteli terk etmiş falan filan. Her şey dedikodu seviyesinde. O gün otelde bulunan kimsenin bu konuda açıklaması yok. Takım sorumluları bu konuda kimseye bir şey söylemiş değiller. Bu durumda dedikoduları yok saymak lazım. Dedikodulara yansımamış bir iddia da var ama bunu Taurasi ile ilişkilendirmek imkansız.Evet, Diana Taurasi ve Penny Taylor bugün (17.12) 10 günlüğüne ABD ye uçtular. Burhaniye maçında takımla beraber olmayacaklar. 30 Aralıktan önce Türkiye’ye geri dönmüş olacaklar. Bu durum tamamen normal bir prosedürün parçası gözüküyor. Kontratlarında mevcut olan 10 günlük izni kullandılar yani. Zaten ABD li oyuncular bu izinlerini noel öncesi kullanmaya özen gösterirler. Dedikodular şimdilik asılsız çıktı. Ancak biz Aralık 30 dan sonrada aslı astarı olmamasını canı gönülden istiyoruz. Zira Taurasi ve Penny ya da birisi dönmezse “Bu vebalin altından kalkamazsınız” haftayı sessiz geçiren kurumsal yapının idarecileri. Hatırlatmaya gerek olmamalı ama siz bu oyuncuların ne kadar önemli olduklarını unutmayın. Sakatlık varsa hemen maç sonrası çıkıp “sakattı” demek zorundasınız. İzin  kullanıyorlar ise “kontrattan doğan resmi izinlerini kullanmak için bu dönemi seçtiler” demek zorundasınız. Ve yine hatırlatmaya gerek yok ama bakkal dükkanı değil orası Fenerbahçe  Spor Kulübü; kurumsal (!) bir camia..! Sizler bakkal gibi yönetmeye, ahbap çavuş ilişkileriniz dışındaki çevreyi (camiayı) yok saymaya daha fazla devam edemezsiniz. Hani olur ya Taurasi geri dönmez işte o zaman bulunduğunuz yerin bakkal değil Fenerbahçe olduğunu öğreniş şekliniz çok eğlenceli olmaz. Ha Taurasi döner ve her şey yoluna girer de sanmayın. Geçen haftanın tüm dedikodularının, yalan haberlerinin, moral bozucu duyumlarının sorumlusu sizlersiniz (şube sorumlusu-takım menajeri) ve sorumluluklarınızı yerine getirememiş olmanın bir bedeli elbette olacak 🙂

Bir Ben Değil Alem Sana Hayran Diye Sevdim

In Celalettin-i Rumi, Mevlânâ on Aralık 17, 2010 at 11:58 am

Sevdim seni Mabuduma, canan diye sevdim
Bir ben değil alem sana hayran diye sevdim

Evladı ıyalden geçerek ben ravzana geldim
Ahlakını methetmede Kur’an diye sevdim

Kurbanın olam şahı resul, kovma kapından
Didarına müştak olan yezdan diye sevdim

Mahşerde nebiler bile senden medet ister
Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim…


7 Eylül 1980 Bursaspor 5 Beşiktaş 0

In beşiktaş, bursaspor, fenerbahçe, Olay, polis, sporda şiddet, tribün on Aralık 14, 2010 at 11:23 pm
Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavganın sebebini dönüp dolaşıp Beşiktaş’ın Sebat ve Rize’ye yatması sonucunda Bursa’nın küme düşüşüne bağlayanları dinliyoruz. Hele son maçta “emniyetin yeni sporda şiddet yasasında elini daha fazla kuvvetlendirmek için yol verdiği” ihtimalini göremeyenlerin sesi daha çok çıkar halde. Peki kardeşim her şey 5-6 senelik mi? Öncesi hiç mi yok bunun? diye sordum kendime ve araştırdım…

1980 yılında, 12 Eylül faşist darbesinden beş gün önce lig maçına Bursaspor deplasmanına gitmişti Beşiktaş. Maç 5-0 lık Bursa galibiyeti ile sonuçlanmış ve maç çıkışında Bursaspor taraftarları o zamanın Beşiktaş tribününün kafa adamlarını kıstırmış, berber makinası ile saçlarını traş etmişler. Asker traşı değilmiş, bildiğiniz eşşek traşı uygulanmış. Bunun rövanşında aynı ceza daha ağır olarak Beşiktaşlılar tarafından Bursa tribününe kesilmiş. O seneden, o ilk traş olayından sonra araları hep gerginmiş. 

Çok maçta olay çıkmıştı. Son meydana gelen olayın tamamı o zaman çıkan olayların ancak kısa özeti sayılır. 80 lerin Beşiktaş tribünlerinin önde gelenlerinden ve şu an Kadıköy yakasında Moda ve Göztepe’de ikamet eden iki eski tribüncü anlattılar bu başlangıcı. “Çok kişi bilmez, bilenlerde zaten bıraktıklarından hatırlanmaz” dediler. “5-0 lık sonuç koymuştu ama asıl o traş olayı deli etmişti bizi” diye özetlediler. “Bursa deplasmanı her zaman pisti, Fener içinde bizim içinde pisti” diye tamamladılar.
– Abiler, ‘peki bu küme düşürme, yatma, şaibe işinin etkisi yok mu?’ diye sordum…
– Kızdılar. Beşiktaş kimseye yatmaz. Ama ne yazık ki o sene bir facia. Futbol, ilişkiler eskisinden çok daha kirli artık. Etkisini sordun, olmaz mı? Var tabi, 80 lerde tribün kapma kavgalarıyla doğan nefret ve şiddet o yıllarda sıkça yaşanan benzer olaylar çerçevesinde sürüp gitmişti. Çok insan yaralandı, sakatlandı, hatta hayatını kaybedenler oldu. Yeni yüzyıldakiler bilmezler, duymamışlar, yaşamamışlar. Ancak bizim (Beşiktaş’ın) Bursaspor nefretimizin asıl sebebi o traş işiydi. Onların ise, traş sonrası her maç bizden aldıkları ağır yaralardı. Bu yaraları hemen kan akan yara sanmayın, kötü almıştık intikamımızı, yara onun yarasıydı. Biz, bize yapılanı asla unutmadık, intikam almamıza rağmen “ohh bu kadar işte” demedik. Onlar ise verdiğimiz cevaba karşılık veremediler senelerce.
– Son olayı nasıl yorumlarsınız?
– Eskiden olsa yorum yapalım tamam ama şimdi bakıyoruz polis çok değişti. Gazlar, bombalar, robocop, jop, siviller… Tribün yapıları değişti. İlişkiler, gruplar, rakip takımların tribünleri arası kankalıklar… Bizim zamanımız çok farklıydı.
– Sporda Şiddet yasası?
– Sporda şiddetin cezası sarı kart, kırmızı kart. Stad dışındaki olay asayiş olayıdır! Sokak kavgasıdır. Yaralamadır. Sporun şiddet yasası ismi bile komik. 
– Abiler sonuç?
– Sonuç şu: Bugün viskisini yudumlayıp, purosunu içerek maç izleyenler var. O zaman buz gibi havada sabahlayan, tribünü kapmak için canını ortaya koyanlar vardı. Şimdi maçın yorumu elli kanalda elli kişiye kalmış. O zaman maçın yorumunu ertesi sabah antreman sahasında taraftar yapardı. Gereken durumda futbolcuda bu yoruma dahil olurdu. Bazen koşarlardı biz arkalarından anlatırdık. Bazen tepsi etrafınde toplanır baklava yerken konuşurduk. O zaman maç kritikleri antreman sahalarındaydı. Devir çok değişti.
Not: Bu röp. video çekimi olarak yapılacaktı. Ancak bir ön görüşme için kendileriyle bir araya geldik ve çay sohbetinde yapıldı. Yakın bir zamanda kamera önünde ve çok detaylı olarak yapılacak ve bir kanalda yayınlanacak. Bu kısa konuşmayı onların okeyini alarak yazdım. Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş tribünlerinde 1980 de bulunmuş ve aktif olarak stad dışındaki tribün hayatında yer almış kişiler o dönemi anlatacaklar.

Bu Neyin Yasağı?

In cemaat, emniyet, faşizm, fenerbahçe, Genç Fenerbahçeliler, Holigan Hareket, Liberta Per gli ultras, pankart, voleybol, yasak on Aralık 14, 2010 at 12:17 pm
Blogda iki kez Voleybol Federasyonu’nu İstanbul’a yaptığı salonlar için tebrik etmiştik. Yinee bu salonların pankartlar için bir cennet olduğunu dile getirmiştik. Ancak son bir kaç maç önce resmi polisler sonra ise Fenerbahçe Spor Kulubü’ne bağlı özel güvenlikler pankartlara keyfi yasaklar getirmeye başladılar. İlk başta ‘Holigan Hareket’ ve ‘Liberta Per Gli Ultras’ pankartları için YASSAK dendi. Dün ise ‘Genç Fenerbahçeliler’ pankartı sokulmadı salona. 

2Gether 4Ever Fenerbahçe‘ Pankartı ise bir kaç denetim ve telsiz konuşması sonucu ‘olur‘ alabildi. TVF ve CEV in pankart yasağı yok. Tamamen keyfi uygulamalar. Holigan ve Liberta (Özgürlük) sözleri ileri demokrasinin yılmaz bekçisi cemaat polislerince sakıncalı. ‘Genç Fenerbahçeliler’ ismi ise dün özel güvenlikçe sakıncalı. Yasaklar ülkesiyiz. ‘Ben bilmem, amirim bilir!’ ülkesiyiz. ‘Başkan öyle dedi’ ülkesiyiz. Sadece kanun ve kurallar yasak. Keyfiyet ülkesiyiz. Kısaca kardeşim ..ki taşşağına denk bir ülkeyiz. Daha stadyumlarda ve salonlarda Nazi mahkemeleri kurulacak, cemaatin uzman polisleri asıp-kesip-yargılayacak. Üstünlerin hukuku değil bu, durup duruken dellenip alınmayalım boş yere. Bu, ülkemizin insanlarının fazlasıyla; en azından 58%lik fazlasıyla hak ettiği bir hak, hukuk ve keyfiyet sistemi. Devam edin böyle. Bu mevcut faşizm, endüstriyelleşmenin bile pabucunu dama atar. Dama attığı pabucun suçunu ise damsız maça giden taraftara keser. Hapis-para cezası-yasak. Kutunuzdan ne çıkarsa artık!

Not: Yasanın yeni hali (Sporda Şiddeti Önleme Yasası) uygulanmaya başladığında stadlarımızda pankart görmek, rtük denetiminden geçmemiş tezahürata eşlik etmek, üstünde slogan yazan atkı takmak yasak olacak ve bu yasağın çerçevesini birilerinin keyfiyeti belirleyecek. Stad ve salonlarda kurulacak mahkemelerde ise sadece mahkemeye çıkartılmanıza aracılık eden polislerin beyanları yeterli olacak. İdarecileriniz ve emniyet sizden hoşlanmıyorsa hakim önünde başka yardımcınız olmayacak. Yurt dışına çıkmanızdan takımınızın maçı olduğu gün akrabanıza ziyarete gitmenize, sevgilinizle sinemaya gitmenizden evde yatıp dinlenmeye kadar her şey yasak olacak. Karakol ve imza defteri hayatınızın yeni ortakları olacak. Ayağınızı denk alın. Akıllı olun.

Elveda Mı Dedi Birisi?

In ali sami yen, fenerbahçe, futbol, Galatasaray, gayrettepe on Aralık 11, 2010 at 1:45 pm
Birileri son yıllarda bilmem kaçıncı defa Ali Sami Yen Stadı’na veda ediyorlar. O birileri “ulan veda ediyoruz ama ya yine bir aksilik olur ve geri dönersek” diye de düşünüyorlar. Elbette yıllarını geçirdiler o stadyumda. Son yıllarını tek başlarına yaşadılar ya o yüzden sandılar ki orası kendilerinin, orası dedelerinden miras onlara. Bu sanılarla şimdi yine benzer bir mevcudiyet süreci geçiren yeni stadyuma gidiyorlar. Gitsinler yolları açık olsun. Bu ülkede böyle siyasetçiler, böyle beleşçiler oldukça, onlar daha çok veda eder merhaba derler. Ha “koskorcuk ne der, neden bu konuyu açar” diyenlere yazıyorum… 
Okuyunuz:
1972 yılında Gayrettepe’de doğdum. Sokaklarda oynarken her ağacın ilk dalından o stadı gören bir mesafede büyüdüm. Babam beni ilk maçıma o stada götürdü 1977. İkinci maçıma ise İnönüye. Benim Ali Sami Yen’e  içerden bakışımın ilk senesiydi 1977. Sonra 1990 yılına kadar Fenerbahçe + İnönü stadlarında gittiğim maç kadar ve belki daha fazlasına Ali Sami Yen’e gittim. Sarıyer oynardı giderdim, Rize gelirdi giderdim, Trabzon oynardı giderdik, Fenerbahçemizi hiç kaçırmadık o seneler. Milli maç olur oradayız. 23 Nisan-19 Mayıs biz tribünde. Ordu Milli, Genç Milli, Zeytinburnu, Bakırköy, Sezon Açılışı, Konserler hep Ali Sami Yen stadındayız. Avrupa kupası maçı mı var oynayan kim olursa olsun biz Ali Sami Yen’deyiz. Emin olun şu an Galatasaray tribününü kovalayanların çoğundan fazla ben Ali Sami Yen’de maç ve gösteri izlemişimdir. Biz mahallemizin stadı bilirdik orayı. Küçük kardeşlerimizi ellerinden tutar, kapı demirlerinden tırmandırır, tuvalet camından stada sokardık. Tribün kapma operasyonlarında mahallemizin stadında ve çevresinde ne olsa yakın olmaya gayret ederdik. Gayrettepeye veda edişimizle eş zamanda Ali Sami Yen’e de ufaktan veda etmiştik. Sonra Fenerbahçemiz için defalarca gittik oraya. Son iki yılda onuda bıraktık. Yani ben Ali Samiyen’de son iki Gs-Fener maçını ve Kasımpaşa-Fener maçını izlemedim. Ama arada Gs-Buca ve Konya-KSK maçlarına gittim. Demek ASY ye son girişim yaz başıymış. E hesapla o zaman 2010-1977=33 YIL… Hoşçakal Ali Sami Yen stadı… 4-1 den 4-4, 3-0 dan 4-3, Fatih Terim’in ilk senesi 0-4, Su ve pet şişe yağmuru altında 1-2…Say say bitmez. Ve bilir misiniz hiç bir Galatasaraylı o staddan bizden daha mutlu çıkamamıştı 2006 Mayısında bir akşam hariç. Ve bilir misiniz hiç bir Fenerbahçeli o akşam hariç hayatında hiç o kadar mutsuz olmamıştı. Ben o akşam Denizli dönüşünde çok istemiştim o stadı yakıp yıkmayı. Belki de tam olarak o akşam kalpten ve içtenlikle veda etmiştim Sami Yen’e. Beni o stada babam götürmüştü. Ben de kardeşimi götürmüştüm. Biz Fenerbahçeliyiz. O stada isim olarak ASY deseler ve logolarını assalar da kapısına bizim Gayrettepemizin semt stadıydı orası. Ve orada Fenerbahçemizle tanışmıştık. Ne! Elvada mı dedi birisi!?

Salon Sizi Çağırıyor

In caferağa spor salonu, Diana Taurasi, fenerbahçe, Galatasaray, kadın basketbolu, Penny Taylor on Aralık 6, 2010 at 11:58 pm
Bir gün bakıyorsunuz zaten sözleşmesi devam eden bir kadın basketbolcumuz üç yıllık yeni sözleşmeye imza atmış. Bir başka gün bakıyorsunuz “Fenerbahçe’den ayrılıp düşman camiada takılmış” başka bir oyuncu uzun sözleşmelerle geri dönmüş. Gözümüz yok kazandıklarında. Kazansınlar. Helal olsun. Karşılık olarak oyunlarıyla, davranışlarıyla, başarılarıyla camiamıza, basketbolumuza katkıda bulunsunlar yeter. Fenerbahçe kadın basketbol takımını efsane haline getiren isimler bugün aktif olarak basketbol oynamasalar bile oyuncu yetiştirme, menajerlik gibi hizmetlerle yollarına devam ediyorlar. O isimler A Takımda oynarken, kupalar-şampiyonluklar kazanırken her zaman mütevaziydiler. Mutlaka zaman ayırıp alt yapılara desteğe, genç takımlara moral vermeye gelirlerdi. Caferağa spor salonuna Genç ve Yıldız takım maçlarına gidenler Arzu Özyiğit, Serap Yücesir, Nalan Ramazanoğlu gibi isimleri tribünde görürlerdi. Kendilerinden sonra geleceklere moral vermek, destek olmak, onları motive etmek için zaman ayırırlardı efsane kaptanlar. Fenerbahçe camiasından maddi-manevi olarak aldıklarına karşılık kupalar, şampiyonluklar getirmek yetmezdi onlara. Onlar basketbol sevdalısı ve hepsinden önce mütevazi insanlardı. Bu akşam Caferağa’da Fenerbahçe ve Galatasaray genç bayan takımları lig maçı yaptılar.

Maçı A Takımımızın antrenörü László Rátgéber, yardımcı antrenörlerimizden Ernest Radjen, Takım Menajerimiz Didem Akın, A Takım oyuncularımız Penny Taylor ve Diana Taurasi de izlediler. Yıllar sonra A takım oyuncuları tribünde yer aldılar. 



İsimlere dikkat ediniz: Diana Taurasi ve Penny Taylor. Sahada mücadele eden iki takım oyuncuları için son derece heyecan verici isimler. Salona girdikleri anda tribünde bulunan alt yapı oyuncuları, aileler ve az sayıda basketbolsever ayakta alkışladı bu isimleri. Dünya kadın basketbolunun zirvesindekiler bir genç takım maçındaydılar. O tribünler böyle bir maçta daha önce Arzu, Serap, Nalan kaptanları görmüştü. Şimdi ise Taurasi ve Penny oradaydılar. 


Gözlerimiz çok zamandır böyle maçlarda Birsel, Meral, Nevriye gibi yıllardır camiamızda olan isimleri arar dururdu. Biliyoruz o isimlerin umurunda değil genç takımlar, genç oyuncular.  Penny ve Taurasi salona geleceği için kendisinide genç maçına gelmek zorunda hisseden kadın takımımızın kadın menajerine sormak lazım: Birsel, Nevriye, Meral neden gelmezler? Ya da neden getirmezsiniz? Hadi onları geçelim siz neden gelmezsiniz? Bu çocukların yanında olmak çok mu ağır, çok mu zor geliyor? 

Fenerbahçe’den aldıklarınıza karşı sadece kupa ve şampiyonluk yaşatınca yetiyor mu? Basketbola borcunuz yok mu? Gençlere borcunuz yok mu? Kadın basketbolunun geleceğine karşı sorumluluk hissetmiyor musunuz? Alex De Souza voleybol maçına giderken sizler kendi branşınızın genç maçına gitmekten neden kaçıyorsunuz? Korkmayın, o gençler sizin tahtınızı elinizden almaz, sizin kazancınıza ortak olmaz. Siz gider, destek verir, motive ederseniz işte o gençler sadece gelecekte basketbola hizmet etmeyi düşündüğünüz/düşüneceğiniz (ekmeğinizi basketboldan kazanmayı sürdüreceğiniz) günler için sizlere faydalı olurlar. Fenerbahçe için değil, bizim için değil sadece ve sadece basketbolun geleceğinde yer almak durumundaki sizlerin, kendiniz için bir Fenerbahçe-Galatasaray genç maçına gelmemenize sebebiyet veren çok geçerli mazeretleriniz olmalı. O mazeretleriniz sadece bu akşam için geçerli olmamalı, geçen akşam içinde yetmez, geçen sezon ki akşamlar ve ondan önceki sezonların gelinmemiş akşamları için geçerli bir mazeret olmalı. Salonlar sizi bekliyor. Unutmayın basketbolu bırakıp tribünde oturacağınız günler çok uzak değil. Sahada daha iyi bir basketbol görebilmek için şimdiden gidin. KORKMAYIN. KAÇMAYIN. 
%d blogcu bunu beğendi: