Gürkut Gürsoy

Archive for Mayıs 2017|Monthly archive page

Mahalle Maçı -3-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Uncategorized on Mayıs 24, 2017 at 12:18 am

Çok uzatmayalım. Okumayı sevmeyen bir çağın boşa oksijen tüketenleriyiz neticede… Eski Türk filmi çekimi hikayesi gibi olacak yazının sonu! Zira okumayı sevmeyen çağın yazmayı çok sevmeyen vatandaşıyım. Yeşilçam’da bazı filmlerde çekimlere 6-7 makarayla tam gaz girilirmiş. Maddi destek bulunur, bakanlık desteği gelir diye düşünülüp senaryo kamera önünde satır satır akarmış. Dördüncü beşinci makaraya gelinince ve bakanlıktan ya da yapımcıdan maddi destek yerine hava gazı verilince senaryonun kalanı kırpılıp kalan makaraya sığacak hızlı sonuçla film tamamlanırmış. Bizim yazı dizisinin durumu aynen budur

Bizim mahallenin maçı 1990ların başında bitmişti. Bir daha hiç oynayamazsınız diye kabul ettirmişti mevcut düzen bize. Stadlar büyüyor, salonlar yapılıyor, fiyatlar artıyor, markalı ürünler yapılıyor, mağazalarda son derece pahalı fiyatlarla satılıyordu. Yarı yarı tribünler devri kapanmıştı. Deplasman yasakları bile başlamıştı. Gece maçları, ulaşım sorunu derken kombine sitemi, çok pahalı maç biletleri, kalitesizleşmiş spor basını sayesinde bizim futbolumuzu bizden almışlardı. Sadece futbolumuz gitse biraz kabul ederdik ancak çocukluğumuzun Fenerbahçesini çalmışlardı bizden. Bir daha asla geri gelmeyecekmiş gibi uzaklaşmıştı artık sevdamız… İşte tam bu anda hatta işte tam o anda 21 Mayıs 2017 gecesi bizim mahallede sokakta maç oynandı. Alt mahallede, üst mahallede sokakta çocuklar maçlar yaptılar. Kahkahalar attılar, gülücükler saçtılar, yerlere uzandılar, yağmurda ıslandılar, babalarının ağabeylerinin omuzlarında kucaklarında uyuya kalanlar bile vardı aralarında. Sadece bizim kentin değil tüm kentlerin sokaklarına çıkmıştı çocuklar. Işıl ışıl ve hınca hınç kalabalıktı meydanlar. Mahalle maçının ‘Gezi’siydi belki yaşanan ya da mahallenin çocukları devrim yapıyorlardı… Fotoğraflar paylaşılıyordu sosyal medyada. Çocuklar, tertemiz halleriyle, çıkarsızca, su gibi duru çocuklar gülen gözleriyle gece sokaktaydılar ve 1907 yılında FenerBahçesinde doğmuş çubuklu formayı izliyorlardı. Mahallenin çocukları, mahallenin en güzel maçını izliyorlardı. Benim, senin çocukluğun o gece sokaktaydı. Bilinen tek şey Fenerin maçı olduğuydu. Bayrağın üstüne uzanan, gözlerinden mutluluk akan çocukları için mahallenin en unutulmaz maçı oynanıyordu. Artık o çocuklarında bir Fenerbahçelilik hikayesi vardı ve o hikaye benim çocukluğumun ilk mahalle maçının aynısıydı. Lisanslı, barkodlu, telifli hiçbir ürün bu çocukların Fenerbahçelik hikayesinden değerli değildi! Maça girmek için gereken biletin fahiş bedeli o çocukların Fenerbahçelilik hikayesinin yanında beş para etmezdi. O çocuklar o akşam 1990larda bize yasaklanan mahalle maçını oynadılar ve kazandılar. Bizden çaldığınız çocukluğumuzun Fenerbahçesini onlar orada yeniden ayağa kaldırdılar. Fener Bahçesinden denizi aydınlatan tarihi Fener yeniden ışık saçıyordu o çocukların gözlerinden.

Arsamızda yükselen yeni stadyum ve onunla birlikte değerlerimizi ezip geçen endüstriyel yıkım ve yozlaşma inkar edilemez. Halktan gittikçe uzaklaştırılan Fenerbahçemiz bizleri tekrar sokağımıza inmeye ve tarihimize, değerlerimize sahip çıkmaya zorunlu bırakmıştı defalarca. İşte 21 Mayıs akşamı o çocuklar sokağa indiler, bize baktılar ve ‘Neredesiniz ey mahallenin ağabeyleri’ dediler. ‘Sizin elinizden tutup maça götüren büyüklerinizi unuttunuz mu?’ diye sordular.

‘Haydi gelin ve tutun elimizden götürün bizi Fenerin Bahçesine’ diyen o çocuklara el uzatmanın tam zamanı. Fenerbahçe Halktır sözünü yeniden geçerli hale getirmek için ‘Halkın Takımı Halkın Yanında‘ diyen Fenerbahçe tribününün, şimdi toprak sahada o güzel çocuklarla birlikte meşin yuvarlığın peşinde koşma zamanıdır…

Mahalle Maçı -2-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Ultras Fener, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 10:52 pm

Kısaca mahallenin coğrafi özelliklerini anlattık. Futbol oynayacağınız, dut yiyeceğiniz, bahçelerinden meyve araklayabileceğiniz ve ağaca çıkıp ebeveynleriniz görmeden sigara, bira içeceğiniz mekanları öğrendiniz. Şimdi o arsalarda bir üniversite binası, bir hastane, 6 apartman ve oturup ağlayacağınız bir yeşillik var. O sokaklardaki çocuklar 3 kıtada yaşıyorlar. Her meslek grubunda o çocuklardan birisine denk gelebilirsiniz. 1984 yılında Gayrettepe’nin merkezi sayılacak şimdi hastane olan arazinin karşısına Beşiktaş Belediyesi bir park yaptı. Emniyet müdürlüğünden şimdiki hastaneye çıkan yolun sol tarafında güzel bir basketbol sahası olan park. O park bizim deplasmanımızdı. Futbol oynardık çoğunlukla. Spor Sergi, İnönü, Ali Sami Yen nesliydik biz. Fenerbahçe stadı henüz açılmıştı. Maçtan maça koşardık. Fenerbahçeliydik ancak Sami Yen’de kimin maçı olursa olsun giderdik. Ya açık tribün gişelerine tırmanıp tuvalet camlarının oradaki demirlerin altından süzülürek girerdik içeri ya da 60-70 dakika bekler kapılar açılınca son bölümünü izlerdik maçın. Fenerbahçe maçlarına mutlaka zamanında girerdik. Maçlar öğlen oynandığı için derbi maçlarda sabahın köründe, diğer maçlarda ise sabah 8-9 gibi stadyumda olurduk. Sami Yen’in yanında bulunan kömürlük denen sahaya futbol oynamaya gittiğimiz olurdu bazen. Sami Yen’den Tekel tarafına yürüyüp şimdi banka ya da telekom binası olan arazi boştu. Kapatıldığı 1984 yılına kadar Milo Baylan çikolata fabrikası vardı orada ve o arazi beton sahaların en kralıydı. Çikolata kokuları altında futbol oynanırdı orada. Kemal Sunal filmleri o mahallede çekilirdi bazen. Kısaca mahalle değil Ajax tesislerinin beton, asfalt, toprak versiyonuydu. Ara sıra Fulya tarafına inerdik. Dereyolu denirdi Fulya’ya giden yola. Yol falan değildi. Sanırsın köy yolu. OTİM açılınca araba geçer hale getirilmişti. Oradan Beşiktaş tesislerine giderdik. Bizden daha iyi durumda değildi Beşiktaşlı futbolcular. Toprak sahada antrenman yapıyorlar, çamura toza bulanıyorlar, soğuk duşlarda yıkanıyorlardı. Amatör maçlar olurdu Fulya stadında. Bazen 19 Mayıs provaları da orada yapılırdı. Hatta Galatasaray’ı 3-0’dan 4-3 yendiğimiz o sene 19 Mayıs provaları Fulya Stadı’ndaydı. Esentepe’de şimdi otellerin arasında otopark olan yerde basket sahası vardı. Orası da çok önemliydi. Minyatür kale maçlar ve saçma basketbol aktivitelerimize evsahipliği yaptı uzun zaman. Biz deplase çocuklardık. Çırağan Sarayı bahçesinde o meşhur sahayı görmüş, top oynamış, oradaki havuzun ve boğazın keyfini doyasıya yaşamıştık. Bizim mahalle tüm sokaklarıyla futbola adamıştı kendini. Sonuçta futbol hayatları kısa süren iki futbolcu, bir efsane kötü hakem ve bir spiker çıkardık o kadar. Kalanı hep tribüncü oldu. Sokakta büyüdük desek yalan olmaz. Futbolla büyüdük desek en doğrusu olur. Ayrıca Harbiye’de bulunan Spor Sergi sayesinde basketbola aşık olmuştuk. Yaz başında bugün Kanyon AVM olan yerde Eczacıbaşı’nın eski salonuna ve Gümüşsuyu’na İTÜ Salonuna turnuva izlemeye giderdik. Sezon başlayınca Spor Sergi merkez karargah olurdu. Hafta içi gündüz futbol kupa maçları ve avrupa kupaları için Ali Sami Yen’e ve İnönü’ye yerleşirdik. Fenerbahçe stadı ile Anadolu yakasını keşfettik. Eski Burhan Felek Salonu’na basket ve voleybol maçına götürmüştü büyüklerimiz ancak kendimiz bulamazdık yerini o seneler. Zaten Fenerbahçe voleybolda yoktu. Fenerbahçe yoksa önemi yoktu filenin üstünden top atılan o oyunun. Dereağzı tesislerinin yeri başkaydı. Anadolu yakasında bildiğimiz en iyi kara parçasıydı orası. Mecidiyeköy Tekelin önünde bulunan duraktan sahilden giden Bostancı otobüsüne biner ve Dereağzı’na ulaşırdık. Fenerbahçe antrenmanı izlemek faaliyetlerin en güzeliydi. Lunaparkta masa tenisi oynar, antrenmanı izler, hafta başı sopa hafta sonu baklava etkinliklerini severek takip ederdik.

Neden yazıyorum bunları? Biz futbola ve Fenerbahçe’ye aşık olduğumuzda nasıl bir dünyada yaşıyorduk bilin istedim. Uykudan öncenin renkli yayınlandığı tek kanallı televizyonu, zili çalınca iki sokak öteden duyulan çevirmeli telefonu olan kötü havalarda merdiven boşluklarında gizli hedef, king, ohel, 3-5-8 oynanan apartmanlarda büyüdük. Bakkalın önünde toplanılıp sabahlara kadar oturulan duvarlarıyla,  gece sadece sesi duyulan ancak kendisi çoğunlukla gözükmeden geçen bozacısıyla, asayiş berkemal diye mi yoksa gece korkudan mı üflediği belli olmayan düdüğüyle süper bekçisi olan sokaklarda büyüdük. Fırına ekmek almaya diye çıkıp Eskişehir deplasmanına giden, karşı apartmanda arkadaşta kalacağım diyerek Ankara treni ile maça giden çocuklardık. Fenerbahçe’nin 1907 tarihinde kurulduğunu bilen ve ötesiyle çok ilgilenmeyen, karşılıksız ölesiye seven çocuklardık. Çocuktuk. Çok şanslıydık. Türkiye futbolunun ve basketbolunun kalbinde yaşıyorduk. Yürüme mesafesi denilebilecek yakınlıkta iki stadyum, 3-4 durak ötede basketbol salonu ile biz 1980-1990 arası Türk Spor Tarihinin en yakın şahitleriydik. Çok mutluyduk çok… Evden aldığımız harçlıka maça gidebilirdik. Maç bileti ucuzdu. Askere bedavaydı. Sadece 3-5 yaşındakiler değil neredeyse boyu uzamamış tüm çocuklar babalarının, abilerinin kolunda, omuzunda girerdi stada salona. Şimdi bir maça gitmek ateş pahası. Formasıydı, montuydu inanılmaz yük. Bizim zamanımızda anneler nineler örerdi atkıyı bereyi. Bayrağımızı terzilikten anlayan akrabaya yaptırırdık. Futbol hakikaten mutluluğumuzdu. TV yayını olmadığı için sokakta radyo başında 7den70e tüm mahallenin takip ettiği Bordeaux maçının verdiği mutluluğu verecek modern stad, salon, 4K yayın yoktu. Ve asla olmayacak!

Sonra büyüdük. Futbol hatta tüm spor endüstriyelleşti. Çocukluğumuzun futbolunu, basketbolunu, kulübünü çaldılar bizden. Arsamıza binalar diktiler, Parklarımızı küçültüp iki salıncak üç banka mahkum ettiler. Radyomuz gitti, televizyonlar ücretli oldu, gazeteler kalitesizleşti. Çaldılar bizi biz yapan ne varsa. Yani biz büyüdük ve kirlendi dünya…

Devamı için…

Mahalle maçı -1-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 2:40 pm

Darbeye rağmen çocukluğumuzun en güzel günleriydi aslında 80ler! Çocuktuk ve siyasetten çok uzaktık. Babalarımız, amcalarımız, dayılarımız, abilerimiz, ablalarımız için çok zor günlerdi ancak biz çocuktuk ve zor yanı fazla anlaşılmıyordu hayatın…

Darbe ve sonrasında yaşananlar bizim özel meselemiz o yüzden bu yazının girişinde yer bulsa bile gelişme sonuçta yeri olmayacak. Biz çocuktuk ve top peşinde koşuyor, ağaçtan düşüyor, yoğurtun içine taş koyup mahalle maçında aşağıdaki mahallenin seyircisine fırlatıyorduk. Fırlatıyorduk derken bizim takımı destekleyen mahallenin tribünü fırlatıyordu. Ben sahadaydım. Fırtına gibiydim. Toplu topsuz sahanın en dikkat çeken oyuncusuydum (abartmıyorum lan gerçek bu). Kale farkı gözetmeden gollerimi atar ve gür sesimle sürekli konuşup her durumda takımın kalanını azarlardım. Gayrettepe’de oturuyorduk. Apartmanlarımızın önünde oldukça büyük bir arsa vardı. 30-40 kadar at kestanesi veren ağaç, dut ağaçları, 2 ceviz ağacı, 7-8 büyük çam ve büyük bir ıhlamur ağacı vardı arsada. Ağaçların 90%si aynı bölüme toplandığından arsanın kalanı toprak saha haline gelmişti. Hafif yokuştu sahamız ancak nefisti. Pal Sokağı çocukları görse bizim arsayı inanın o kitabın ikinci cildi yazılırdı orada. İlginç bir mahalleydi. Aynı bankada çalışan 25-30 ailenin çocukları ve onlara dahil olmuş 8-10 ailenin çocukları ile mükemmel bir çocukluk romanıydık. 60-70 arası doğumlu abilerimiz, ablalarımız vardı. 70-76 arası nesilden oldukça sağlam bir kadro ile biz ve takip eden doğum tarihlerinden kardeşlerimiz. Dizi yapsan 5 sezona sığmaz, filmini çeksen süre yetmez öyle bir mahalle. Hemen aşağımızda ise ebedi rakibimiz ezeli dostumuz laz mahallesi yer alıyordu. Ali Sami Yen stadına doğru ise genelde bahçelerindeki meyve ağaçlarından faydalandığımız İETT evlerinin sayıca az ancak adamlıkta kral çocukları yaşardı. Bugün Gayrettepe Florence Nightingale hastahanesinin olduğu arsa o zaman hakikaten dutluktu. Kırmızı dutun en güzeli orada bulunurdu. Şimdi hastane olan o arsayla bizim apartmanların arasında kalan bir toprak saha daha vardı. Beşiktaş’ın efsane kadrosundan Ulvi ve Kadir ağabeyler, Haluk, Fikret burada bizlerle futbol oynardı. Bizler dediysek çokça ağabeylerimiz 65-70 lilerle ara sıra bizlerle. Olsun hepsi biz sayılırız sonuçta. 83 yılıydı galiba bizim arsanın tam ortasından yol geçirmeye karar verdi belediye. Önce çok kızdık fakat iş bitince gördük ki aslında yol değil resmen bize asfalt saha yapmışlar. Korkudan kimse araba park edemiyor, demirden yapılmış küçük kaleleri yolun iki tarafına dizdiğimizden arabalar geçmiyor ve biz 7-24 futbol maçı yapıyorduk. Kazara bir araba parketse maçın ilk şutları kaportaya ve aynalara atılıyor aracın sahibi donla koşup kaldırıyordu takasını. Turnuvalarımız efsaneydi. 5-6 mahalleden takım katılırdı. Bizim mahalle 2 takım çıkarırdı. Final maçını apartmanların balkonlarında çay eşliğinde izleyen ailelerimiz ve sahamızın etrafındaki arsadan takip eden onlarca mahalleli ile biz Gayrettepe’nin futbol merkeziydik. Defne apartmanının karşısında Çiçek apartmanı tarafındaki ıhlamur ağacının yüksek dallarına abilerimiz tarafından tahta ev yapılmıştı. Kulüp lokali sayılabilirdi orası. Antrenman sahamız bile vardı; bizim apartmanın önündeki Y şeklinde dizayn edilmiş yollu garip otopark. Dokuz taş, kuka, japon kale ve hafiften maçlar için çok amaçlı tesis gibiydi orası. Hemen dibindeki toprak bölüm ise kış aylarında kar altında kaldığında nefis bir kar futbolu sahasına dönüşen organik harikaydı. Mahalleli futbol oynardı. Kızları bile futbol oynardı o mahallenin. Basket oynamaya saran iki abimiz ve mahalle takımımızın kalecisini saymazsak biz futbol mahallesi idik. Unutmadan yazalım; bu mahalle Fenerbahçe’nin kalesiydi. Babasıyla Beşiktaş’a pazara gidip dönerken Beşiktaşlı olan bir arkadaşımız ve her ne sebeple Trabzon’a döndüğünü şimdi hatırlamadığım bir arkadaşımız dışında mahalle çok büyük çoğunlukla Fenerbahçe taraftarıydı. 3-5 Galatasaraylı ve hatırladığım 3 Beşiktaşlı vardı. Laz mahallesi dedim ya aşağıdaki mahalle için, bakmayın öyle dediğime, çoğunluğu Rizeliydi çocukların ve Fenerbahçe taraftarıydılar. İETT evlerinde ise 1 Beşiktaşlı vardı kalan sarı lacivert çubukluya gönlünü vermişti. Nefis günlerdi. 100 kere değil 1000 kere geri dönme şansım olsa her saniyesini hiç değiştirmeden doya doya tekrar yaşardım.

Devamı için…
%d blogcu bunu beğendi: