Gürkut Gürsoy

Archive for the ‘Fenerbahçe Tarihi’ Category

Mahalle Maçı -3-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Uncategorized on Mayıs 24, 2017 at 12:18 am

Çok uzatmayalım. Okumayı sevmeyen bir çağın boşa oksijen tüketenleriyiz neticede… Eski Türk filmi çekimi hikayesi gibi olacak yazının sonu! Zira okumayı sevmeyen çağın yazmayı çok sevmeyen vatandaşıyım. Yeşilçam’da bazı filmlerde çekimlere 6-7 makarayla tam gaz girilirmiş. Maddi destek bulunur, bakanlık desteği gelir diye düşünülüp senaryo kamera önünde satır satır akarmış. Dördüncü beşinci makaraya gelinince ve bakanlıktan ya da yapımcıdan maddi destek yerine hava gazı verilince senaryonun kalanı kırpılıp kalan makaraya sığacak hızlı sonuçla film tamamlanırmış. Bizim yazı dizisinin durumu aynen budur

Bizim mahallenin maçı 1990ların başında bitmişti. Bir daha hiç oynayamazsınız diye kabul ettirmişti mevcut düzen bize. Stadlar büyüyor, salonlar yapılıyor, fiyatlar artıyor, markalı ürünler yapılıyor, mağazalarda son derece pahalı fiyatlarla satılıyordu. Yarı yarı tribünler devri kapanmıştı. Deplasman yasakları bile başlamıştı. Gece maçları, ulaşım sorunu derken kombine sitemi, çok pahalı maç biletleri, kalitesizleşmiş spor basını sayesinde bizim futbolumuzu bizden almışlardı. Sadece futbolumuz gitse biraz kabul ederdik ancak çocukluğumuzun Fenerbahçesini çalmışlardı bizden. Bir daha asla geri gelmeyecekmiş gibi uzaklaşmıştı artık sevdamız… İşte tam bu anda hatta işte tam o anda 21 Mayıs 2017 gecesi bizim mahallede sokakta maç oynandı. Alt mahallede, üst mahallede sokakta çocuklar maçlar yaptılar. Kahkahalar attılar, gülücükler saçtılar, yerlere uzandılar, yağmurda ıslandılar, babalarının ağabeylerinin omuzlarında kucaklarında uyuya kalanlar bile vardı aralarında. Sadece bizim kentin değil tüm kentlerin sokaklarına çıkmıştı çocuklar. Işıl ışıl ve hınca hınç kalabalıktı meydanlar. Mahalle maçının ‘Gezi’siydi belki yaşanan ya da mahallenin çocukları devrim yapıyorlardı… Fotoğraflar paylaşılıyordu sosyal medyada. Çocuklar, tertemiz halleriyle, çıkarsızca, su gibi duru çocuklar gülen gözleriyle gece sokaktaydılar ve 1907 yılında FenerBahçesinde doğmuş çubuklu formayı izliyorlardı. Mahallenin çocukları, mahallenin en güzel maçını izliyorlardı. Benim, senin çocukluğun o gece sokaktaydı. Bilinen tek şey Fenerin maçı olduğuydu. Bayrağın üstüne uzanan, gözlerinden mutluluk akan çocukları için mahallenin en unutulmaz maçı oynanıyordu. Artık o çocuklarında bir Fenerbahçelilik hikayesi vardı ve o hikaye benim çocukluğumun ilk mahalle maçının aynısıydı. Lisanslı, barkodlu, telifli hiçbir ürün bu çocukların Fenerbahçelik hikayesinden değerli değildi! Maça girmek için gereken biletin fahiş bedeli o çocukların Fenerbahçelilik hikayesinin yanında beş para etmezdi. O çocuklar o akşam 1990larda bize yasaklanan mahalle maçını oynadılar ve kazandılar. Bizden çaldığınız çocukluğumuzun Fenerbahçesini onlar orada yeniden ayağa kaldırdılar. Fener Bahçesinden denizi aydınlatan tarihi Fener yeniden ışık saçıyordu o çocukların gözlerinden.

Arsamızda yükselen yeni stadyum ve onunla birlikte değerlerimizi ezip geçen endüstriyel yıkım ve yozlaşma inkar edilemez. Halktan gittikçe uzaklaştırılan Fenerbahçemiz bizleri tekrar sokağımıza inmeye ve tarihimize, değerlerimize sahip çıkmaya zorunlu bırakmıştı defalarca. İşte 21 Mayıs akşamı o çocuklar sokağa indiler, bize baktılar ve ‘Neredesiniz ey mahallenin ağabeyleri’ dediler. ‘Sizin elinizden tutup maça götüren büyüklerinizi unuttunuz mu?’ diye sordular.

‘Haydi gelin ve tutun elimizden götürün bizi Fenerin Bahçesine’ diyen o çocuklara el uzatmanın tam zamanı. Fenerbahçe Halktır sözünü yeniden geçerli hale getirmek için ‘Halkın Takımı Halkın Yanında‘ diyen Fenerbahçe tribününün, şimdi toprak sahada o güzel çocuklarla birlikte meşin yuvarlığın peşinde koşma zamanıdır…

Reklamlar

Mahalle Maçı -2-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Ultras Fener, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 10:52 pm

Kısaca mahallenin coğrafi özelliklerini anlattık. Futbol oynayacağınız, dut yiyeceğiniz, bahçelerinden meyve araklayabileceğiniz ve ağaca çıkıp ebeveynleriniz görmeden sigara, bira içeceğiniz mekanları öğrendiniz. Şimdi o arsalarda bir üniversite binası, bir hastane, 6 apartman ve oturup ağlayacağınız bir yeşillik var. O sokaklardaki çocuklar 3 kıtada yaşıyorlar. Her meslek grubunda o çocuklardan birisine denk gelebilirsiniz. 1984 yılında Gayrettepe’nin merkezi sayılacak şimdi hastane olan arazinin karşısına Beşiktaş Belediyesi bir park yaptı. Emniyet müdürlüğünden şimdiki hastaneye çıkan yolun sol tarafında güzel bir basketbol sahası olan park. O park bizim deplasmanımızdı. Futbol oynardık çoğunlukla. Spor Sergi, İnönü, Ali Sami Yen nesliydik biz. Fenerbahçe stadı henüz açılmıştı. Maçtan maça koşardık. Fenerbahçeliydik ancak Sami Yen’de kimin maçı olursa olsun giderdik. Ya açık tribün gişelerine tırmanıp tuvalet camlarının oradaki demirlerin altından süzülürek girerdik içeri ya da 60-70 dakika bekler kapılar açılınca son bölümünü izlerdik maçın. Fenerbahçe maçlarına mutlaka zamanında girerdik. Maçlar öğlen oynandığı için derbi maçlarda sabahın köründe, diğer maçlarda ise sabah 8-9 gibi stadyumda olurduk. Sami Yen’in yanında bulunan kömürlük denen sahaya futbol oynamaya gittiğimiz olurdu bazen. Sami Yen’den Tekel tarafına yürüyüp şimdi banka ya da telekom binası olan arazi boştu. Kapatıldığı 1984 yılına kadar Milo Baylan çikolata fabrikası vardı orada ve o arazi beton sahaların en kralıydı. Çikolata kokuları altında futbol oynanırdı orada. Kemal Sunal filmleri o mahallede çekilirdi bazen. Kısaca mahalle değil Ajax tesislerinin beton, asfalt, toprak versiyonuydu. Ara sıra Fulya tarafına inerdik. Dereyolu denirdi Fulya’ya giden yola. Yol falan değildi. Sanırsın köy yolu. OTİM açılınca araba geçer hale getirilmişti. Oradan Beşiktaş tesislerine giderdik. Bizden daha iyi durumda değildi Beşiktaşlı futbolcular. Toprak sahada antrenman yapıyorlar, çamura toza bulanıyorlar, soğuk duşlarda yıkanıyorlardı. Amatör maçlar olurdu Fulya stadında. Bazen 19 Mayıs provaları da orada yapılırdı. Hatta Galatasaray’ı 3-0’dan 4-3 yendiğimiz o sene 19 Mayıs provaları Fulya Stadı’ndaydı. Esentepe’de şimdi otellerin arasında otopark olan yerde basket sahası vardı. Orası da çok önemliydi. Minyatür kale maçlar ve saçma basketbol aktivitelerimize evsahipliği yaptı uzun zaman. Biz deplase çocuklardık. Çırağan Sarayı bahçesinde o meşhur sahayı görmüş, top oynamış, oradaki havuzun ve boğazın keyfini doyasıya yaşamıştık. Bizim mahalle tüm sokaklarıyla futbola adamıştı kendini. Sonuçta futbol hayatları kısa süren iki futbolcu, bir efsane kötü hakem ve bir spiker çıkardık o kadar. Kalanı hep tribüncü oldu. Sokakta büyüdük desek yalan olmaz. Futbolla büyüdük desek en doğrusu olur. Ayrıca Harbiye’de bulunan Spor Sergi sayesinde basketbola aşık olmuştuk. Yaz başında bugün Kanyon AVM olan yerde Eczacıbaşı’nın eski salonuna ve Gümüşsuyu’na İTÜ Salonuna turnuva izlemeye giderdik. Sezon başlayınca Spor Sergi merkez karargah olurdu. Hafta içi gündüz futbol kupa maçları ve avrupa kupaları için Ali Sami Yen’e ve İnönü’ye yerleşirdik. Fenerbahçe stadı ile Anadolu yakasını keşfettik. Eski Burhan Felek Salonu’na basket ve voleybol maçına götürmüştü büyüklerimiz ancak kendimiz bulamazdık yerini o seneler. Zaten Fenerbahçe voleybolda yoktu. Fenerbahçe yoksa önemi yoktu filenin üstünden top atılan o oyunun. Dereağzı tesislerinin yeri başkaydı. Anadolu yakasında bildiğimiz en iyi kara parçasıydı orası. Mecidiyeköy Tekelin önünde bulunan duraktan sahilden giden Bostancı otobüsüne biner ve Dereağzı’na ulaşırdık. Fenerbahçe antrenmanı izlemek faaliyetlerin en güzeliydi. Lunaparkta masa tenisi oynar, antrenmanı izler, hafta başı sopa hafta sonu baklava etkinliklerini severek takip ederdik.

Neden yazıyorum bunları? Biz futbola ve Fenerbahçe’ye aşık olduğumuzda nasıl bir dünyada yaşıyorduk bilin istedim. Uykudan öncenin renkli yayınlandığı tek kanallı televizyonu, zili çalınca iki sokak öteden duyulan çevirmeli telefonu olan kötü havalarda merdiven boşluklarında gizli hedef, king, ohel, 3-5-8 oynanan apartmanlarda büyüdük. Bakkalın önünde toplanılıp sabahlara kadar oturulan duvarlarıyla,  gece sadece sesi duyulan ancak kendisi çoğunlukla gözükmeden geçen bozacısıyla, asayiş berkemal diye mi yoksa gece korkudan mı üflediği belli olmayan düdüğüyle süper bekçisi olan sokaklarda büyüdük. Fırına ekmek almaya diye çıkıp Eskişehir deplasmanına giden, karşı apartmanda arkadaşta kalacağım diyerek Ankara treni ile maça giden çocuklardık. Fenerbahçe’nin 1907 tarihinde kurulduğunu bilen ve ötesiyle çok ilgilenmeyen, karşılıksız ölesiye seven çocuklardık. Çocuktuk. Çok şanslıydık. Türkiye futbolunun ve basketbolunun kalbinde yaşıyorduk. Yürüme mesafesi denilebilecek yakınlıkta iki stadyum, 3-4 durak ötede basketbol salonu ile biz 1980-1990 arası Türk Spor Tarihinin en yakın şahitleriydik. Çok mutluyduk çok… Evden aldığımız harçlıka maça gidebilirdik. Maç bileti ucuzdu. Askere bedavaydı. Sadece 3-5 yaşındakiler değil neredeyse boyu uzamamış tüm çocuklar babalarının, abilerinin kolunda, omuzunda girerdi stada salona. Şimdi bir maça gitmek ateş pahası. Formasıydı, montuydu inanılmaz yük. Bizim zamanımızda anneler nineler örerdi atkıyı bereyi. Bayrağımızı terzilikten anlayan akrabaya yaptırırdık. Futbol hakikaten mutluluğumuzdu. TV yayını olmadığı için sokakta radyo başında 7den70e tüm mahallenin takip ettiği Bordeaux maçının verdiği mutluluğu verecek modern stad, salon, 4K yayın yoktu. Ve asla olmayacak!

Sonra büyüdük. Futbol hatta tüm spor endüstriyelleşti. Çocukluğumuzun futbolunu, basketbolunu, kulübünü çaldılar bizden. Arsamıza binalar diktiler, Parklarımızı küçültüp iki salıncak üç banka mahkum ettiler. Radyomuz gitti, televizyonlar ücretli oldu, gazeteler kalitesizleşti. Çaldılar bizi biz yapan ne varsa. Yani biz büyüdük ve kirlendi dünya…

Devamı için…

Mahalle maçı -1-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 2:40 pm

Darbeye rağmen çocukluğumuzun en güzel günleriydi aslında 80ler! Çocuktuk ve siyasetten çok uzaktık. Babalarımız, amcalarımız, dayılarımız, abilerimiz, ablalarımız için çok zor günlerdi ancak biz çocuktuk ve zor yanı fazla anlaşılmıyordu hayatın…

Darbe ve sonrasında yaşananlar bizim özel meselemiz o yüzden bu yazının girişinde yer bulsa bile gelişme sonuçta yeri olmayacak. Biz çocuktuk ve top peşinde koşuyor, ağaçtan düşüyor, yoğurtun içine taş koyup mahalle maçında aşağıdaki mahallenin seyircisine fırlatıyorduk. Fırlatıyorduk derken bizim takımı destekleyen mahallenin tribünü fırlatıyordu. Ben sahadaydım. Fırtına gibiydim. Toplu topsuz sahanın en dikkat çeken oyuncusuydum (abartmıyorum lan gerçek bu). Kale farkı gözetmeden gollerimi atar ve gür sesimle sürekli konuşup her durumda takımın kalanını azarlardım. Gayrettepe’de oturuyorduk. Apartmanlarımızın önünde oldukça büyük bir arsa vardı. 30-40 kadar at kestanesi veren ağaç, dut ağaçları, 2 ceviz ağacı, 7-8 büyük çam ve büyük bir ıhlamur ağacı vardı arsada. Ağaçların 90%si aynı bölüme toplandığından arsanın kalanı toprak saha haline gelmişti. Hafif yokuştu sahamız ancak nefisti. Pal Sokağı çocukları görse bizim arsayı inanın o kitabın ikinci cildi yazılırdı orada. İlginç bir mahalleydi. Aynı bankada çalışan 25-30 ailenin çocukları ve onlara dahil olmuş 8-10 ailenin çocukları ile mükemmel bir çocukluk romanıydık. 60-70 arası doğumlu abilerimiz, ablalarımız vardı. 70-76 arası nesilden oldukça sağlam bir kadro ile biz ve takip eden doğum tarihlerinden kardeşlerimiz. Dizi yapsan 5 sezona sığmaz, filmini çeksen süre yetmez öyle bir mahalle. Hemen aşağımızda ise ebedi rakibimiz ezeli dostumuz laz mahallesi yer alıyordu. Ali Sami Yen stadına doğru ise genelde bahçelerindeki meyve ağaçlarından faydalandığımız İETT evlerinin sayıca az ancak adamlıkta kral çocukları yaşardı. Bugün Gayrettepe Florence Nightingale hastahanesinin olduğu arsa o zaman hakikaten dutluktu. Kırmızı dutun en güzeli orada bulunurdu. Şimdi hastane olan o arsayla bizim apartmanların arasında kalan bir toprak saha daha vardı. Beşiktaş’ın efsane kadrosundan Ulvi ve Kadir ağabeyler, Haluk, Fikret burada bizlerle futbol oynardı. Bizler dediysek çokça ağabeylerimiz 65-70 lilerle ara sıra bizlerle. Olsun hepsi biz sayılırız sonuçta. 83 yılıydı galiba bizim arsanın tam ortasından yol geçirmeye karar verdi belediye. Önce çok kızdık fakat iş bitince gördük ki aslında yol değil resmen bize asfalt saha yapmışlar. Korkudan kimse araba park edemiyor, demirden yapılmış küçük kaleleri yolun iki tarafına dizdiğimizden arabalar geçmiyor ve biz 7-24 futbol maçı yapıyorduk. Kazara bir araba parketse maçın ilk şutları kaportaya ve aynalara atılıyor aracın sahibi donla koşup kaldırıyordu takasını. Turnuvalarımız efsaneydi. 5-6 mahalleden takım katılırdı. Bizim mahalle 2 takım çıkarırdı. Final maçını apartmanların balkonlarında çay eşliğinde izleyen ailelerimiz ve sahamızın etrafındaki arsadan takip eden onlarca mahalleli ile biz Gayrettepe’nin futbol merkeziydik. Defne apartmanının karşısında Çiçek apartmanı tarafındaki ıhlamur ağacının yüksek dallarına abilerimiz tarafından tahta ev yapılmıştı. Kulüp lokali sayılabilirdi orası. Antrenman sahamız bile vardı; bizim apartmanın önündeki Y şeklinde dizayn edilmiş yollu garip otopark. Dokuz taş, kuka, japon kale ve hafiften maçlar için çok amaçlı tesis gibiydi orası. Hemen dibindeki toprak bölüm ise kış aylarında kar altında kaldığında nefis bir kar futbolu sahasına dönüşen organik harikaydı. Mahalleli futbol oynardı. Kızları bile futbol oynardı o mahallenin. Basket oynamaya saran iki abimiz ve mahalle takımımızın kalecisini saymazsak biz futbol mahallesi idik. Unutmadan yazalım; bu mahalle Fenerbahçe’nin kalesiydi. Babasıyla Beşiktaş’a pazara gidip dönerken Beşiktaşlı olan bir arkadaşımız ve her ne sebeple Trabzon’a döndüğünü şimdi hatırlamadığım bir arkadaşımız dışında mahalle çok büyük çoğunlukla Fenerbahçe taraftarıydı. 3-5 Galatasaraylı ve hatırladığım 3 Beşiktaşlı vardı. Laz mahallesi dedim ya aşağıdaki mahalle için, bakmayın öyle dediğime, çoğunluğu Rizeliydi çocukların ve Fenerbahçe taraftarıydılar. İETT evlerinde ise 1 Beşiktaşlı vardı kalan sarı lacivert çubukluya gönlünü vermişti. Nefis günlerdi. 100 kere değil 1000 kere geri dönme şansım olsa her saniyesini hiç değiştirmeden doya doya tekrar yaşardım.

Devamı için…

Mazinde Bir Tarih Yatar!

In Ülkerspor, Fenerbahçe, fenerbahçe ülker, Fenerbahçe Halktır, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, fenerbahçe yönetim kurulu, Fenerbahçelilik on Ocak 13, 2013 at 9:48 pm

Düne kadar böyle biliyorduk. Böyle söylüyorduk. Mazinde bir tarih yatar, yaşa FENERBAHÇE!

Bize göre Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi, gerçekte Ülker Sports Arena tavanında asılı olan bayraklar “bugüne kadar bildiklerinizi unutun” diyor adeta..! Mazisinde “Bir tarih” yatmıyor Fenerbahçe’nin diyor tavandaki bayraklar. Parayı verdik, sponsor olduk artık “Mazisinde iki tarih yatıyor” Fenerbahçenizin… Bayraklar öyle diyor!

Ulker

Fenerbahçe Basketbol Şubesi Genel Koordinatörü sayın Kemal Dinçer’e soruyoruz “Nedir bu kepazelik? O bayraklar nasıl asılır, nasıl sahiplenilir?” diye… Sayın Dinçer’in cevabı: “Burada her şey bir zincir halinde gerçekleşir. Tepeden tırnağa hiç bir durum kendiliğinden olmaz. Onlar bize alt yapı, üst yapı verdi. Salon yaptı. Tarihleri bizim tarihimizdir” oldu. Yani kısaca ‘başkan onayladı, yönetim onayladı, Ülkerspor tarihi bizim tarihimizdir’ diyor…

Vay canına, vay anasını ve son olarak vay AQ! Parayı aldınız, tarihi sattınız. Oldu olacak 1994-95 sezonu Şampiyonluk bayrağının altına “Ülkerspor bu şampiyonluğu Fenerbahçeyi yenerek, x..e x..e aldı” yazın tam olsun! Aradaki farkı 300-500 dolarla kapatır Ülker. Yeni moda kanaat Fenerlileri siz sindirirsiniz. Bu yönetimin yaptıklarını asla sorgulayamayan Azizbahçeliler sahip çıkar ve bize “HAİN” derler. Zaten biz Fenerbahçeliyiz.  Akepe, Feto ve yandaş basın bizi hain sayıyor. Eee sizin yönetim kurulu zaten akepeli ve Fetocu dolu. Yani alıştık sizin olduğunuz yerde hain olmaya..!

Yoktur! Tebdil-i Mekanda Ferahlık Yoktur!

In Burhan Felek, Burhan Felek Spor Salonu, Fenerbahçe, Fenerbahçe Grundig, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, fenerbahçe yönetim kurulu, Haldun Alagaş, tvf, TVF 50.yıl Salonu, voleybol, voleybol erkek on Ağustos 27, 2012 at 12:52 am

İlk olarak yeni tesisler yaptık ve Dereağzından futbolu Samandıraya taşıdık. Halktan kopardık takımı, sakladık gizli kapıların arkasına. Salon yaptık, aldık basketbolumuzu taşıdık Dereağzından Ülker Arena’ya. Caferağa’yı bile bıraktık. Bir voleybolumuz kaldı kurulu düzenimiz içinde. Bir aile gibi evimize çevirdiğimiz Burhan Felek Salonu’nda. Yeni salon inşa edilmeden, en eskisi yıkılmadan önce bile orası bizim evimizdi. Yeni küçük salon ve sonrasında büyük salon… Burhan Felek mülkiyet olarak TVF nin olsa bile ortam ve tribün olarak Fenerbahçemizindir!

Bir zamanlar Spor Sergi’de yaşanan tribün ortamı, taraftar oyuncu kaynaşması yıllar sonra önce Caferağa’da kadın basketboluyla, sonraysa Burhan Felek Salonu’nda voleybolla devam etti. Haldun Alagaş’da yalnız kalan, rahatsız olan erkek voleybolu ve erkek basketbolu o salondan kaçarken mükemmel bir ortamın gittikçe büyüdüğü Burhan Felek Salonları bizim evimiz oldu. Sporcusu için, idarecisi için, taraftarı için durum budur. Hatta rakiplerimiz bile orayı Fenerbahçe’nin evi gibi görürler. Şimdi pireye kızmış yorgan yakıyoruz. Voleybol takımlarımızı İBB’nin malı olan Haldun Alagaş’a taşımaya çalışıyoruz. Aynı gün üst üste maç oynama imkanımızın pek olamayacağı, futbol maçı olan gün salonun bomboş kalacağı, trafik problemi ve salonun iç yapısı dolayısıyla kimsenin hoşnut olmayacağı bir sahaya sırf TVF ye kızıp gitmek en basit tabirle kaçmaktır. Tebdil-i Mekanda Ferahlık Yoktur! Bu sefer yoktur! Daha önce denedik o salonu defalarca. O mekanda ferahlık yok. Huzur yok. Başarı yok. TVF ile kavgamız varsa Burhan Felek Salonu’nun sahasında, tribününde bu kavgayı en iyi şekilde yaparız. Oyuncularımız, taraftarımız, idarecilerimiz rahat olur. Rakiplerimiz asla o salonda ev sahibi olamaz. Biz o salona misafir gibi gitmeyiz.

Voleybolumuzu Haldun Alagaş’a taşımak yıllar süren organizasyonları sil baştan yapmak demektir. TVF ile mücadelemizde bize hiç katkısı olmayacak hatalı bir adımdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu lütfen bizi dinleyiniz ve Burhan Felek Salonu’nda devam ettiriniz voleybolumuzu. Fenerbahçe’yi bir kere daha taraftarının, oyuncusunun, idarecisinin el birliği ile kurduğu güzel ortamdan uzaklaştırmayınız. Fenerbahçe böyle savaşmaz. Bu hatadan yol yakınken vazgeçmek maçlara önde başlamak demektir. LÜTFEN!

Bitti Kalem Doldu Defter, Efsaneler Ölmez LEFTER

In endüstriyel futbol, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Lefter, Lefter Küçükandonyadis, RTE on Ocak 15, 2012 at 2:39 pm

Hoşçakal Lefter

FBSK Açıklaması ve Aslında Demek İstedikleri…

In fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, fenerbahçe yönetim kurulu, Fenerbahçelilik on Ocak 4, 2012 at 12:32 pm
Kırmızlar kulübün yaptığı yazılı açıklama parantez içindeki siyahlar ise aslında söylemek istedikleridir…
Kalbinde, ruhunda, gününde ve gecesinde Sarı’yı Lacivert ile yaşayan ve yaşatan bizler, zorlu sürecin ilk gününden bu yana dimdik durduk; Fenerbahçeli olmanın sorumluluğunu, kenetlenerek ve dünden daha çok birlik olarak yerine getirdik…  (Aslında böyle bir şey yok! Dolar ve Euro sarı-lacivert değil. Bu yüzden bu dünya bizim değil sizin dünyanızdır. Len zaten 3-5 yönetici dışında kalanlarımız 3 Temmuz akşamı topukladık. Bir çoğumuz “ben yokum, işim olmaz bir daha…” dedik. Sonra taraftar baskısı, kaybolmayan 3-5 yöneticinin dik duruşlarından duyulan utanç ile ikişer üçer ortaya çıktık. Bazılarımız 3 Temmuz’dan bu yana sırra kadem bastık. Ancak taraftar direndi. Walla direndi. Taraftar demek Fenerbahçe demek, Fenerbahçe demek ise yönetim kurulu olduğuna göre dünden daha birlik olduk demek yalan sayılmaz)…
Beraberliğimizi,Topuk Yaylası’na, Feneriumlar’a, Kadıköy’e, Fenerbahçe Kart’a, deplasmanlara, Saracoğlu’na, Fenercell’e, Bağdat Caddesi’ne hep ve yalnızca arma için taşıdık… (Hani mangal yaparken şişe 1 domates 1 patlıcan 1 et dizerler ya işte onun gibi siz takıma moral vermeye Yaylaya gittiniz biz Fenerium’a çağırdık para harcayın diye. Siz Kadıköy’de Bağdat Caddesi’nde yürüdünüz biz para harcayın diye Fenercell almanızı istedik. Sİz arma için Federasyona şafak operasyonu yaptınız, Taksim’de tüm yasakları deldiniz, LigTv ve Digiturk iptalleri yaptınız biz ise Bağdat Caddesi’nde tv de sizi izledik. Siz direndiniz biz para dedik. Siz direndiniz isyan ettiniz biz ulan para verin dedik! Zaten bu süreçte bile siz direnirken biz sizi satıp LigTv ve Decoder reklamı yaptık… Deplasmana gitmemeniz için yasak kararlarına öncülük ettik. Siz buna rağmen İnönü’ye gittiniz ancak Telekom Arena’ya gidemeniz işte oh olsun )
Futbol takımımızın zirve yarışındaki performansına doğrudan katkı sağlayan 12 Numara’nın her platformdaki koşulsuz desteği, taraflı tarafsız herkesin takdirini topladı; 1907’de başlayan tarihimize onurlu bir sayfa daha ekledi. (Bak burada taraftardan bahsediyorlar sadece. Kendilerinin kirletmeye gayret ettikleri o tarihe taraftarın direnerek sahip çıktığını söyleyebiliyorlar. Zaten 3-5 düzgün adam var yönetim içinde. Bu satırlar onların beyanı olmalı!)
Bu zorlu süreçte çok büyük özveri ve emekle sağlanan desteğin, ‘Taraftar ve saha olayları’ nedeniyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK) cezalarına dönüşmesi ise üzüntümüz oldu. (al işte 3-5 dışındaki dini imanı para olan çoğunluk yöneticiler üst pragrafa misilleme çekmişler. Para harcayın kulübe verin lan, kulübü para harcatmayın…)
Her alanda ve her anlamda emsal teşkil eden taraftarımızdan beklentimiz; dünümüz bugünümüz ve yarınımız için tıpkı geçen sezon olduğu gibi cezai yaptırımlar karşısında da birlik olması… (Siz birlik olun direnin taraftarlar, biz sizi satarız. 58.madde değişsin diye her ezikliği yaparız. Bu paragraf NOzdemir efendinindir).
Sezonun ikinci devresinde, Saracoğlu’nda o bildiğimiz şölen havasında omuz omuza olmak ve kulübümüze destek olmak için sağlanan her bir kuruşun sadece kulübümüze fayda getirmesi için yine beraber olalım… (Ya lafın kısası her şey para. Varsa para yoksa para. Tek kuruş kadar kıymetiniz yok. Faydadan çok zararınız var. Siz olmasanız daha iyi aslında)
Kulübümüz, küfürlü tezahürat dolayısıyla üç kez para cezası aldı. Saracoğlu’nda veya deplasmanda oynayacağımız maçların herhangi birinde küfürlü tezahürat nedeniyle alacağımız ceza, takımımızı, en büyük gücü taraftarımızdan yoksun bırakabilir. (Biz bu lide oynamak için her türlü baskıya boyun eğip, yasakları sineye çekerken, götümüz ve ihale geleceğimiz yemediği için bu ligden çekilmeye cesaret edemeğimiz halde siz sahayı kapattıracaksınız ya ne desek az size)!.
Küfür etmeyelim, ettirmeyelim; her tür “saha olayından” birlikte kaçınalım.
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ ( Fenerbahçe’yi değil parayı, kişisel itibarı, ihale ve inşaat geleceklerini düşünen ve çoğu sırra kadem basmış yönetim kurulu üyelerinden oluşan topluluk)

Vız Gelir Bize Vız

In Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, fenerbahçe yönetim kurulu, Fenerbahçelilik on Aralık 21, 2011 at 4:15 pm

1907 Yılında bir evde kuruldu bu kulüp, 50 katlı gökdelenlerde ve onlarca güvenliğin koruduğu yüksek duvarlı plazalarda değil!

İşgal yıllarında hem cephede hem sahalarda savaştı bu kulüp! Sanal alemde, sanal platformlarda değil!

İngiliz ve Fransız ve işgal komutanlarının yasaklarına rağmen camiasıyla direndi bu kulüp! İhale tehditlerine ve cemaat baskısına boyun eğerek değil!

Tahta sıralardan oluşan tribünleri ve askere, öğrenciye bedava olan maçlarla büyüdü bu kulüp! Fahiş fiyatlı biletler, localar, kart mecburiyetleriyle değil!

Kulübeden farksız kulüp binası varken bu ülkenin en büyük kulübüydü, 2000lerde yapılan 3-5 inşaatla kazanmadı o büyüklüğü!

Tek forması vardı oyuncuların, A takım ve Genç takım aynı formayı giyerlerdi ve şampiyonluklar kazanırlardı! Her devre değişen formalar ve fahiş fiyatlarla satılan ürünlerle yazılmadı bu tarih!

Stadının çatısı yağmur sularını akıtırken, turnikeleri 50 cm pis suyun içinde dönerken, tuvaletleri kokarken de taraftarının mabediydi o stad! Lüks sabunlu tuvaletler, ısıtmalı localar, tv li koltuklarla mabed olmadı orası…

Fenerbahçe takım kaptanlığı bir maç ona bir maç buna verilmezdi. Hele ki ona buna hiç verilmezdi! Fatih Akyel’e, Emre Belezoğlu’na, Mehmet Topuz’a ve sonunda Bilica’ya o bandı taktıran zihniyet Fenerbahçe tarihine ve Fenerbahçe’ye ihanet etmektedir. Fenerbahçe’nin kaptanları Galip Bey‘dir, Zeki Rıza Bey‘dir, Cihat Arman‘dır, Fikret Arıcan’dır… Necip Bey, Galip Bey, Zeki Rıza Bey, Fikret Arıcan, Cihat Arman, Fikret Kırcan, Naci Erdem, Şeref Has, Can Bartu, Ziya Şengül, Cemil Turan, Alpaslan Eratlı. İki sene, on sene, on altı sene kaptanlık yapanlar vardır aralarında. Onlar sevdirdi bize Fenerbahçe’yi… Emreler, Bilicalar, Fakyeller, Tümerler değil!

Başta Aziz Yıldırım ve Nihat Özdemir olmak üzere tüm yönetim kurulu, şunu iyi bilin: Ne çamur içinde yapılan antremanlar kirletti bizi, ne de soğuk su akan duşlarda yapılan banyolar dondurdu. Ancak mevcut yönetim kurulumuzun kirli ilişkileri, kişisel gelecek kaygıları, teslimiyetleri, kulübümüzü, tarihimizi, taraftarımızı her fırsatta satışları bizi derinden yaraladı.

Fenerbahçe’nin hangi ligde hangi sırada olduğu alakadar etmedi bizi. Ne son maçta kaybedilen şampiyonluklar ne de ilk haftalarda havlu atılan sezonlar… Sevdamız her zaman büyüdü ve gurur duyduk her anıyla Fenerbahçemizin.

Şimdi bakıyoruz bizim Fenerbahçemiz tarihin raflarında tozlanıyor! Sizin endüstriyel Azizbahçeniz ise her tavizi vererek onursuzluğu kabul etmeye hazırlanıyor. İki bahçe var ortada. Birisi Fenerin bahçesidir ve karanlıkta bile aydınlık saçar. Diğeri Azizin bahçesidir haraç mezat satılır her aydınlık. Birinde aziz olan sadece Fenerbahçedir, diğerinde ise onursuzluk pahasına mülkiyeti korumak, ihaleyi kovalamak, inşaatı sürdürmektir aziz olan.

Fenerbahçe’yi savunmak yerine Fenerbahçe’nin yerine kolaylıkla koydukları isimleri savunmayı görev edinenler için süreç sancısızdır. Onlar her türlü kılıfı bulurlar onursuz geleceğe.

Onursuzluğu reddederek onurlu bir gelecek için, Fenerbahçesinin onurlu geleceği için hayatını feda etmeye hazır olanlar ise amatör kümede, çamur sahalarda, tahta sıralarda sevdasını haykırmaya can atarlar.

Verilecek her ceza VIZ GELİR BİZE!

Yeter ki ceza hafiflesin diye onursuzluğu seçenlerin peşinden gitmeyelim.

5te5

In Aroma Erkekler Voleybol Ligi, Aroma Voleybol Ligi, basketbol, Basketbol Federasyonu, Beko Basketbol Ligi, Fenerbahçe, fenerbahçe acıbadem, fenerbahçe ülker, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Galatasaray, Galatasaray Cafe Crown, Galatasaray Medical Park, kadın basketbolu, türkiye ligi, TBF, TBL, TFF, TKBL, vakıfbank güneş sigorta tt, şampiyon, şampiyonluk on Haziran 18, 2011 at 11:47 am

Önce Arkasseverleri yendik!

2011 AROMA ERKEKLER VOLEYBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE

2011 AROMA ERKEKLER VOLEYBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE

Durmadık Galatasaray Medical Park’ı yendik!

2011 TÜRKİYE KADINLAR BASKETBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE

2011 TÜRKİYE KADINLAR BASKETBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE

Hız kesmedik Vakıfbank’ı yendik!

2011 AROMA BAYANLAR VOLEYBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE ACIBADEM

2011 AROMA BAYANLAR VOLEYBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE ACIBADEM

Yetmedi Trabzonseverleri yendik!

2011 SPOR TOTO SÜPER LİG ŞAMPİYONU FENERBAHÇE

2011 SPOR TOTO SÜPER LİG ŞAMPİYONU FENERBAHÇE

Yaz geldi tatil zamanı dedik Efesseverleri yendik ardından çıktık düşman kardeşimiz Galatasaray’ı yine yeniden yendik.

2011 BEKO BASKETBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE ÜLKER

2011 BEKO BASKETBOL LİGİ ŞAMPİYONU FENERBAHÇE ÜLKER

Bıktık mı? Yorulduk mu? HAYIR

Fenerbahçe 4 Beşiktaş 0 (28.11.1924)

In 28 kasım 1924, Dr. Sertaç Kayserilioğlu, Fenerbahçe, Fenerbahçe Tarihi, Refik Osman, Zeki Rıza Sporel on Nisan 3, 2011 at 3:10 pm

Fenerbahçe – Bursaspor maçı için iki kombine hediye etmek istedik. Önceki yazımızda kombinleri vermek için sorumuz olduğunu belirttik.

(Bkz: Önceki Yazı)

17 farklı kişiden cevaplar geldi. Ancak aralarında doğru cevap yoktu. Bu yüzden kombine hediye edemiyoruz kimseye. İşte o soruların cevabını içeren 4 Eylül 2009 tarihli blog yazımız:

NTV Tarih dergisi, sayı 7, sayfalar(44-45), Ağustos 2009:

İlk Beşiktaş – Fenerbahçe Derbisi” **Rakip eksik biz de bir kişi çıkaralım**

İlk Beşiktaş – Fenerbahçe Derbisi” **Rakip eksik biz de bir kişi çıkaralım**

28 Kasım 1924 Taksim Stadı. Maçın henüz 4.dakikasında bir faul dolayısıyla hakemi ikaz eden Ömer (FB)’e sinirlenen Şahap (BJK) bir tokat atar. Ömer karşılık verince hakem her ikisini oyundan çıkarır ve sahadan atar. 5.dakikada Cafer(FB), 20.dakika Zeki(FB) ve 26.dakika Alâeddin(FB)’in golleriyle ilk yarı 3-0 Fenerbahçe üstünlüğü ile biter. İkinci yarı takımlar sahaya geldiğinde maçın hakemi, Beşiktaşlı Şahap’ın takımıyla sahada olduğunu görür ve dışarı çıkmasını ister. Şahap duruma itiraz eder ve sahadan çıkmaz. Beşiktaş kaptanı Refik Osman hakemin isteği üzerine Şahap’ı saha kenarına götürür. Ancak, Şahap bu sefer kale arkasına geçip sürekli sözlerle maça müdahale etmeye devam eder. Şahap’ın ağlayarak bu durumu devam ettirmesine Refik Osman çok kızar ve üzülerek maçı bırakıp sahadan çıkıp gider.

Beşiktaş 9 Fenerbahçe 10 kişidir sahada. Maçın 74.dakikasında Fenerbahçeli Seyfi ya da Sabih Beşiktaşlı Cavit’in sert müdahalesi ile sakatlanarak oyundan çıkar. Takımlar sahada 9 ar kişidir. 76.dakika Zeki 4.golü atar. Bu maçtan sonra Refik Osman Beşiktaş takımından istifa eder ve Galatasaray’a gider. (Kaynaklarımız: 1-Dr. Rüştü Dağlaroğlu (Fenerbahçe Tarihi), 2- Cumhuriyet Gazetesi, 3- Milliyet Gazetesi 4- Maçı izleyen spor yazarı Salim Hamdi’nin maç yazısı).
Beşiktaş son derece sert oynamış. Oyuncuları sık sık hakemle ve kendi aralarında tartışmalar yaşamış. Beşiktaş kaptanı bu durumdan ve Şahap’ın davranışlarından rahatsız olup sahayı terk etmiş ve bununla kalmayıp Beşiktaş’tan ayrılmıştır. Kaptan Zeki Rıza Sporel’in “Dokuz kişilik takıma karşı bizim 10 kişi oynamamız olmaz. İzninizle biz de dokuz kişiyle devam edeceğiz” demesi tam bir süsleme sanatı ve Pollyanna ruhudur. Doğru değildir. Ne ertesi günün gazetesinde, ne Dağlaroğlu’nun kitabında ne de Salim Hamdi’nin gazete ve dergide çıkan maç yazısında Dr.Sertaç Kayserilioğlu’nu doğruluyan bir ifade yoktur. Hatta sakatlanarak oyundan çıkan Fenerbahçeli’nin hastanedeki bir resmi gazetede yayınlanır maçtan birkaç gün sonra. Doğruyu yazmak Fenerbahçe-Beşiktaş rekabetine gerçek hizmettir. Masal gibi göz yaşartıcı anlatımlarla süslemek dostluğa değil tarihi çarpıtmaya, insanları kandırmaya yol açar.
%d blogcu bunu beğendi: