Gürkut Gürsoy

Archive for the ‘Genç Fenerbahçeliler’ Category

Mahalle Maçı -2-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Ultras Fener, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 10:52 pm

Kısaca mahallenin coğrafi özelliklerini anlattık. Futbol oynayacağınız, dut yiyeceğiniz, bahçelerinden meyve araklayabileceğiniz ve ağaca çıkıp ebeveynleriniz görmeden sigara, bira içeceğiniz mekanları öğrendiniz. Şimdi o arsalarda bir üniversite binası, bir hastane, 6 apartman ve oturup ağlayacağınız bir yeşillik var. O sokaklardaki çocuklar 3 kıtada yaşıyorlar. Her meslek grubunda o çocuklardan birisine denk gelebilirsiniz. 1984 yılında Gayrettepe’nin merkezi sayılacak şimdi hastane olan arazinin karşısına Beşiktaş Belediyesi bir park yaptı. Emniyet müdürlüğünden şimdiki hastaneye çıkan yolun sol tarafında güzel bir basketbol sahası olan park. O park bizim deplasmanımızdı. Futbol oynardık çoğunlukla. Spor Sergi, İnönü, Ali Sami Yen nesliydik biz. Fenerbahçe stadı henüz açılmıştı. Maçtan maça koşardık. Fenerbahçeliydik ancak Sami Yen’de kimin maçı olursa olsun giderdik. Ya açık tribün gişelerine tırmanıp tuvalet camlarının oradaki demirlerin altından süzülürek girerdik içeri ya da 60-70 dakika bekler kapılar açılınca son bölümünü izlerdik maçın. Fenerbahçe maçlarına mutlaka zamanında girerdik. Maçlar öğlen oynandığı için derbi maçlarda sabahın köründe, diğer maçlarda ise sabah 8-9 gibi stadyumda olurduk. Sami Yen’in yanında bulunan kömürlük denen sahaya futbol oynamaya gittiğimiz olurdu bazen. Sami Yen’den Tekel tarafına yürüyüp şimdi banka ya da telekom binası olan arazi boştu. Kapatıldığı 1984 yılına kadar Milo Baylan çikolata fabrikası vardı orada ve o arazi beton sahaların en kralıydı. Çikolata kokuları altında futbol oynanırdı orada. Kemal Sunal filmleri o mahallede çekilirdi bazen. Kısaca mahalle değil Ajax tesislerinin beton, asfalt, toprak versiyonuydu. Ara sıra Fulya tarafına inerdik. Dereyolu denirdi Fulya’ya giden yola. Yol falan değildi. Sanırsın köy yolu. OTİM açılınca araba geçer hale getirilmişti. Oradan Beşiktaş tesislerine giderdik. Bizden daha iyi durumda değildi Beşiktaşlı futbolcular. Toprak sahada antrenman yapıyorlar, çamura toza bulanıyorlar, soğuk duşlarda yıkanıyorlardı. Amatör maçlar olurdu Fulya stadında. Bazen 19 Mayıs provaları da orada yapılırdı. Hatta Galatasaray’ı 3-0’dan 4-3 yendiğimiz o sene 19 Mayıs provaları Fulya Stadı’ndaydı. Esentepe’de şimdi otellerin arasında otopark olan yerde basket sahası vardı. Orası da çok önemliydi. Minyatür kale maçlar ve saçma basketbol aktivitelerimize evsahipliği yaptı uzun zaman. Biz deplase çocuklardık. Çırağan Sarayı bahçesinde o meşhur sahayı görmüş, top oynamış, oradaki havuzun ve boğazın keyfini doyasıya yaşamıştık. Bizim mahalle tüm sokaklarıyla futbola adamıştı kendini. Sonuçta futbol hayatları kısa süren iki futbolcu, bir efsane kötü hakem ve bir spiker çıkardık o kadar. Kalanı hep tribüncü oldu. Sokakta büyüdük desek yalan olmaz. Futbolla büyüdük desek en doğrusu olur. Ayrıca Harbiye’de bulunan Spor Sergi sayesinde basketbola aşık olmuştuk. Yaz başında bugün Kanyon AVM olan yerde Eczacıbaşı’nın eski salonuna ve Gümüşsuyu’na İTÜ Salonuna turnuva izlemeye giderdik. Sezon başlayınca Spor Sergi merkez karargah olurdu. Hafta içi gündüz futbol kupa maçları ve avrupa kupaları için Ali Sami Yen’e ve İnönü’ye yerleşirdik. Fenerbahçe stadı ile Anadolu yakasını keşfettik. Eski Burhan Felek Salonu’na basket ve voleybol maçına götürmüştü büyüklerimiz ancak kendimiz bulamazdık yerini o seneler. Zaten Fenerbahçe voleybolda yoktu. Fenerbahçe yoksa önemi yoktu filenin üstünden top atılan o oyunun. Dereağzı tesislerinin yeri başkaydı. Anadolu yakasında bildiğimiz en iyi kara parçasıydı orası. Mecidiyeköy Tekelin önünde bulunan duraktan sahilden giden Bostancı otobüsüne biner ve Dereağzı’na ulaşırdık. Fenerbahçe antrenmanı izlemek faaliyetlerin en güzeliydi. Lunaparkta masa tenisi oynar, antrenmanı izler, hafta başı sopa hafta sonu baklava etkinliklerini severek takip ederdik.

Neden yazıyorum bunları? Biz futbola ve Fenerbahçe’ye aşık olduğumuzda nasıl bir dünyada yaşıyorduk bilin istedim. Uykudan öncenin renkli yayınlandığı tek kanallı televizyonu, zili çalınca iki sokak öteden duyulan çevirmeli telefonu olan kötü havalarda merdiven boşluklarında gizli hedef, king, ohel, 3-5-8 oynanan apartmanlarda büyüdük. Bakkalın önünde toplanılıp sabahlara kadar oturulan duvarlarıyla,  gece sadece sesi duyulan ancak kendisi çoğunlukla gözükmeden geçen bozacısıyla, asayiş berkemal diye mi yoksa gece korkudan mı üflediği belli olmayan düdüğüyle süper bekçisi olan sokaklarda büyüdük. Fırına ekmek almaya diye çıkıp Eskişehir deplasmanına giden, karşı apartmanda arkadaşta kalacağım diyerek Ankara treni ile maça giden çocuklardık. Fenerbahçe’nin 1907 tarihinde kurulduğunu bilen ve ötesiyle çok ilgilenmeyen, karşılıksız ölesiye seven çocuklardık. Çocuktuk. Çok şanslıydık. Türkiye futbolunun ve basketbolunun kalbinde yaşıyorduk. Yürüme mesafesi denilebilecek yakınlıkta iki stadyum, 3-4 durak ötede basketbol salonu ile biz 1980-1990 arası Türk Spor Tarihinin en yakın şahitleriydik. Çok mutluyduk çok… Evden aldığımız harçlıka maça gidebilirdik. Maç bileti ucuzdu. Askere bedavaydı. Sadece 3-5 yaşındakiler değil neredeyse boyu uzamamış tüm çocuklar babalarının, abilerinin kolunda, omuzunda girerdi stada salona. Şimdi bir maça gitmek ateş pahası. Formasıydı, montuydu inanılmaz yük. Bizim zamanımızda anneler nineler örerdi atkıyı bereyi. Bayrağımızı terzilikten anlayan akrabaya yaptırırdık. Futbol hakikaten mutluluğumuzdu. TV yayını olmadığı için sokakta radyo başında 7den70e tüm mahallenin takip ettiği Bordeaux maçının verdiği mutluluğu verecek modern stad, salon, 4K yayın yoktu. Ve asla olmayacak!

Sonra büyüdük. Futbol hatta tüm spor endüstriyelleşti. Çocukluğumuzun futbolunu, basketbolunu, kulübünü çaldılar bizden. Arsamıza binalar diktiler, Parklarımızı küçültüp iki salıncak üç banka mahkum ettiler. Radyomuz gitti, televizyonlar ücretli oldu, gazeteler kalitesizleşti. Çaldılar bizi biz yapan ne varsa. Yani biz büyüdük ve kirlendi dünya…

Devamı için…
Reklamlar

Mahalle maçı -1-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 2:40 pm

Darbeye rağmen çocukluğumuzun en güzel günleriydi aslında 80ler! Çocuktuk ve siyasetten çok uzaktık. Babalarımız, amcalarımız, dayılarımız, abilerimiz, ablalarımız için çok zor günlerdi ancak biz çocuktuk ve zor yanı fazla anlaşılmıyordu hayatın…

Darbe ve sonrasında yaşananlar bizim özel meselemiz o yüzden bu yazının girişinde yer bulsa bile gelişme sonuçta yeri olmayacak. Biz çocuktuk ve top peşinde koşuyor, ağaçtan düşüyor, yoğurtun içine taş koyup mahalle maçında aşağıdaki mahallenin seyircisine fırlatıyorduk. Fırlatıyorduk derken bizim takımı destekleyen mahallenin tribünü fırlatıyordu. Ben sahadaydım. Fırtına gibiydim. Toplu topsuz sahanın en dikkat çeken oyuncusuydum (abartmıyorum lan gerçek bu). Kale farkı gözetmeden gollerimi atar ve gür sesimle sürekli konuşup her durumda takımın kalanını azarlardım. Gayrettepe’de oturuyorduk. Apartmanlarımızın önünde oldukça büyük bir arsa vardı. 30-40 kadar at kestanesi veren ağaç, dut ağaçları, 2 ceviz ağacı, 7-8 büyük çam ve büyük bir ıhlamur ağacı vardı arsada. Ağaçların 90%si aynı bölüme toplandığından arsanın kalanı toprak saha haline gelmişti. Hafif yokuştu sahamız ancak nefisti. Pal Sokağı çocukları görse bizim arsayı inanın o kitabın ikinci cildi yazılırdı orada. İlginç bir mahalleydi. Aynı bankada çalışan 25-30 ailenin çocukları ve onlara dahil olmuş 8-10 ailenin çocukları ile mükemmel bir çocukluk romanıydık. 60-70 arası doğumlu abilerimiz, ablalarımız vardı. 70-76 arası nesilden oldukça sağlam bir kadro ile biz ve takip eden doğum tarihlerinden kardeşlerimiz. Dizi yapsan 5 sezona sığmaz, filmini çeksen süre yetmez öyle bir mahalle. Hemen aşağımızda ise ebedi rakibimiz ezeli dostumuz laz mahallesi yer alıyordu. Ali Sami Yen stadına doğru ise genelde bahçelerindeki meyve ağaçlarından faydalandığımız İETT evlerinin sayıca az ancak adamlıkta kral çocukları yaşardı. Bugün Gayrettepe Florence Nightingale hastahanesinin olduğu arsa o zaman hakikaten dutluktu. Kırmızı dutun en güzeli orada bulunurdu. Şimdi hastane olan o arsayla bizim apartmanların arasında kalan bir toprak saha daha vardı. Beşiktaş’ın efsane kadrosundan Ulvi ve Kadir ağabeyler, Haluk, Fikret burada bizlerle futbol oynardı. Bizler dediysek çokça ağabeylerimiz 65-70 lilerle ara sıra bizlerle. Olsun hepsi biz sayılırız sonuçta. 83 yılıydı galiba bizim arsanın tam ortasından yol geçirmeye karar verdi belediye. Önce çok kızdık fakat iş bitince gördük ki aslında yol değil resmen bize asfalt saha yapmışlar. Korkudan kimse araba park edemiyor, demirden yapılmış küçük kaleleri yolun iki tarafına dizdiğimizden arabalar geçmiyor ve biz 7-24 futbol maçı yapıyorduk. Kazara bir araba parketse maçın ilk şutları kaportaya ve aynalara atılıyor aracın sahibi donla koşup kaldırıyordu takasını. Turnuvalarımız efsaneydi. 5-6 mahalleden takım katılırdı. Bizim mahalle 2 takım çıkarırdı. Final maçını apartmanların balkonlarında çay eşliğinde izleyen ailelerimiz ve sahamızın etrafındaki arsadan takip eden onlarca mahalleli ile biz Gayrettepe’nin futbol merkeziydik. Defne apartmanının karşısında Çiçek apartmanı tarafındaki ıhlamur ağacının yüksek dallarına abilerimiz tarafından tahta ev yapılmıştı. Kulüp lokali sayılabilirdi orası. Antrenman sahamız bile vardı; bizim apartmanın önündeki Y şeklinde dizayn edilmiş yollu garip otopark. Dokuz taş, kuka, japon kale ve hafiften maçlar için çok amaçlı tesis gibiydi orası. Hemen dibindeki toprak bölüm ise kış aylarında kar altında kaldığında nefis bir kar futbolu sahasına dönüşen organik harikaydı. Mahalleli futbol oynardı. Kızları bile futbol oynardı o mahallenin. Basket oynamaya saran iki abimiz ve mahalle takımımızın kalecisini saymazsak biz futbol mahallesi idik. Unutmadan yazalım; bu mahalle Fenerbahçe’nin kalesiydi. Babasıyla Beşiktaş’a pazara gidip dönerken Beşiktaşlı olan bir arkadaşımız ve her ne sebeple Trabzon’a döndüğünü şimdi hatırlamadığım bir arkadaşımız dışında mahalle çok büyük çoğunlukla Fenerbahçe taraftarıydı. 3-5 Galatasaraylı ve hatırladığım 3 Beşiktaşlı vardı. Laz mahallesi dedim ya aşağıdaki mahalle için, bakmayın öyle dediğime, çoğunluğu Rizeliydi çocukların ve Fenerbahçe taraftarıydılar. İETT evlerinde ise 1 Beşiktaşlı vardı kalan sarı lacivert çubukluya gönlünü vermişti. Nefis günlerdi. 100 kere değil 1000 kere geri dönme şansım olsa her saniyesini hiç değiştirmeden doya doya tekrar yaşardım.

Devamı için…

Fenerbahçe 71 Galatasaray 72 (3-2)

In Aziz Yıldırım, çubuklu forma, basketbol, Basketbol Federasyonu, Beko Basketbol Ligi, Darjus Lavrinovic, endüstriyel, fenerbahçe ülker, fenerbahçe taraftarı, fenerbahçe yönetim kurulu, Fenerbahçelilik, Galatasaray Cafe Crown, Genç Fenerbahçeliler, gfb, grup ck, Kaya Peker, Neven Spahija, Oğuz Savaş, Sarunas Jasikevicius, Semih Özsoy, TBF, turgay demirel, şampiyonluk on Haziran 15, 2011 at 10:58 am

Kazanan haklıdır. Kazanmayı dün bizden daha çok istediler. Bizden daha konsantre çıktılar. Ve kazandılar. Maçın son 0,96 saniyesinde gelen basketle Galatasaray maçı aldı. Kaybetmek elbette kötü. Ancak biz sadece maçı değil uzun zamandır yazdığımız gibi tribünü kaybettik. Gelecek sezon yeni salonda tribün grupları sahaya hakim yerlerde olmayacaksa bu işi bitmiştir. Bu seri tekrar Sinan Erdem Opera ve Bale Salonu’na gelirse 50% destekli imamın ordusunun keyfi davranışlarını engelleyecek basiretli yönetimimiz olmadığından tiyatro düzeninde bale izleme kuralları dahilinde maç izlemek tavsiye edilir. Hani maç tv de o kanalda bu kanalda izlenir olayı var ya yalan. Maç Sinan Erdem Opera ve Bale Salonu’nda oturarak ve sessizce izlenir.

Genç Fenerbahçeliler

Genç Fenerbahçeliler

Maraton üst ve pota arkasında kendini parçalayan arkadaşlar kendinize yazık ediyorsunuz. İmamın ordusunun keyfi uygulamalarına maruz kalıyorsunuz. Değmez, inanın değmez. Girmeyin salona ya da oturun gıkınızı çıkarmayın. Çekirdekçiler şampiyonluk balosu kutlayacak rahatsız etmeyin lütfen!

Genç Fenerbahçeliler

Genç Fenerbahçeliler

Final Serisi 2-0 Oldu

In aydın örs, Basketbol Federasyonu, Beko Basketbol Ligi, Damir Mrsic, Darjus Lavrinovic, fenerbahçe ülker, Galatasaray Cafe Crown, Genç Fenerbahçeliler, gfb, Marko Tomas, Neven Spahija, Oğuz Savaş, Roko Leni Ukiç, Sarunas Jasikevicius, TBL, şampiyon on Haziran 7, 2011 at 1:40 pm
06.06.2011
Sinan Erdem Spor Salonu
Fenerbahçe Ülker 95 Galatasaray Cafe Crown 74
2010-11 Beko Basket Ligi Finali 2.Maç           
Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 2.Maç)

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 2.Maç)

Maça kötü başladık. Belkide Galatasaray iyi başladı. Çok sayı yedik. Aslında çok sayı da attık. İlk yarıyı yenilmez armada (!) karşısında 2 sayı geride (44-46) bitirdik. İkinci yarı coach  nın fırçaları ve taktiği etkili oldu. Önce Ukiç ve Tomas dışarıdan dövdüler sonra Lavrinoviç içeriden süpürdü. 28 yedik 51 attık. Galatasaray Cafe Crown bu sezon bir maçta en fazla sayıyı gördü potasında. İlk maç 22 sayı fark ikinci maç 21 sayı fark ile bitti. Rakip yenilmez armada olunca insanın aklına büyük usta Sadri Alışık’ın ünlü repliği geliyor “bu da mı gol değil hakim bey”..! Biz kazanıyoruz onlar ise yenilmiyor. Garip bir final serisi. 2-0 la geçtik iç sahayı. Deplasman zor geçecek. Baskı, sahaya yönelik tribün müdahalesi, fiziki saldırılar… 4-0 a gider gibi. İlk maçı alalım 3-1 dönelim diyen çoğunlukla aynı fikirdeyim. Ya da koyalım gitsin 4-0 bitsin. Onlar yenilmezük armadayık diye dolaşsın biz üç gün erken şampiyon olalım.
Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 2.Maç)

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 2.Maç)

Dev Şölen Sönük Başladı

In aydın örs, basketbol, Basketbol Federasyonu, Beko Basketbol Ligi, Damir Mrsic, Darjus Lavrinovic, fenerbahçe ülker, fenerbahçe taraftarı, Galatasaray Cafe Crown, Genç Fenerbahçeliler, gfb, Kaya Peker, Neven Spahija, Oğuz Savaş, tribün on Haziran 6, 2011 at 7:49 am

26 Yıl sonra ezeli rakipler finalde karşı karşıya. Tüm biletler bitmiş olmasına rağmen salonda en az 700 koltuk boş. Dışarısı karaborsacı kaynıyor. Tribünlerde rakip seyirci olmadığı için dev ekranlarda Fenerbahçe Ülker – Galatasaray Cafe Crown yazmasa kimse bu maçın ezeli rekabet, derby olduğunu anlamaz. Sahada güç dengesi sarı-lacivert çubukludan yana farklı şekilde belli oluyor. Salonda bir pota arkasında Genç Fenerbahçeliler’i, maraton üst tribünde tribün gruplarımız ve GFB yi saymazsanız yaklaşık 11bin çekirdekçi var. Maç 1.çeyrek iptal olsa yerine opera, bale, şiir ya da flüt dinletisi girse 11bin içinden yadırgayan olmazdı. Aynı sessizlik içinde sırıtmadan otururlardı.

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 1.Maç)

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 1.Maç)

İl spor güvenlik kurulu kararına göre pankart kesinlikle yasaktı. Ancak GFB inatlı bir kararlılık sürdürerek pankartlarını içeri soktu. Zaten o 3 pankart olmasa inanın maç değil tiyatroydu. İlk maç geride kaldı. Fenerbahçe Ülker sahada rahat bir galibiyet aldı. 12-13 bin seyirci önünde rakibe hiç baskı olmadan, hakemleri zora sokacak bir tribün atmosferi olmadan güllük gülistanlık bir ezeli rekabet oynandı.

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 1.Maç)

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown (2010-11 Beko Basket Ligi Finali 1.Maç)

Fenerbahçe Ülker 81 Galatasaray Cafe Crown 59 şeklinde biten skor basketbolseverleri tatmin etti mi bilinmez. Atmosferden rahatsız olanlar biliyoruz ki Abdi İpekçi böyle olmayacak. Sanırım Galatasaray’ın hayatın ender bir anında üstün olduğu görüntüleri Abdi İpekçi’de yaşayacağız. Bizim yapamadığımız baskı, sahaya yönelik etki ve tribün atmosferi orada yaşanacak. O zor ortama gitmeden kendi opera ve bale salonumuzda bu akşam da maçı alıp seriyi 2-0 a getirmek şart. Tribünümüz ölmüş ancak takım iyi…

Fenerbahçe 79

In aydın örs, Ömer Onan, Basketbol Federasyonu, Beko Basketbol Ligi, Darjus Lavrinovic, efes pilsen, fenerbahçe ülker, Galatasaray Cafe Crown, Genç Fenerbahçeliler, gfb, Kaya Peker, Sarunas Jasikevicius, TBL, şampiyon on Mayıs 25, 2011 at 11:54 am
Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen
Fenerbahçe Ülker – Efes Pilsen

Fenerbahçe Ülker 79 – Efes Pilsen 70

Seri 2-0 oldu.

Genç Fenerbahçeliler

Genç Fenerbahçeliler

Cuma deplasman takımıyız ancak takımımızın yanında olacağız.

Fenerbahçe Ülker Maç Sonu

Fenerbahçe Ülker Maç Sonu

Banvit – Galatasaray Cafe Crown serisi 5 maça uzasın biz dinlenelim arada.

Fenerbahçe Ülker- Efes Pilsen maçının resimleri için TIKLAYINIZ

Bu Neyin Yasağı?

In cemaat, emniyet, faşizm, fenerbahçe, Genç Fenerbahçeliler, Holigan Hareket, Liberta Per gli ultras, pankart, voleybol, yasak on Aralık 14, 2010 at 12:17 pm
Blogda iki kez Voleybol Federasyonu’nu İstanbul’a yaptığı salonlar için tebrik etmiştik. Yinee bu salonların pankartlar için bir cennet olduğunu dile getirmiştik. Ancak son bir kaç maç önce resmi polisler sonra ise Fenerbahçe Spor Kulubü’ne bağlı özel güvenlikler pankartlara keyfi yasaklar getirmeye başladılar. İlk başta ‘Holigan Hareket’ ve ‘Liberta Per Gli Ultras’ pankartları için YASSAK dendi. Dün ise ‘Genç Fenerbahçeliler’ pankartı sokulmadı salona. 

2Gether 4Ever Fenerbahçe‘ Pankartı ise bir kaç denetim ve telsiz konuşması sonucu ‘olur‘ alabildi. TVF ve CEV in pankart yasağı yok. Tamamen keyfi uygulamalar. Holigan ve Liberta (Özgürlük) sözleri ileri demokrasinin yılmaz bekçisi cemaat polislerince sakıncalı. ‘Genç Fenerbahçeliler’ ismi ise dün özel güvenlikçe sakıncalı. Yasaklar ülkesiyiz. ‘Ben bilmem, amirim bilir!’ ülkesiyiz. ‘Başkan öyle dedi’ ülkesiyiz. Sadece kanun ve kurallar yasak. Keyfiyet ülkesiyiz. Kısaca kardeşim ..ki taşşağına denk bir ülkeyiz. Daha stadyumlarda ve salonlarda Nazi mahkemeleri kurulacak, cemaatin uzman polisleri asıp-kesip-yargılayacak. Üstünlerin hukuku değil bu, durup duruken dellenip alınmayalım boş yere. Bu, ülkemizin insanlarının fazlasıyla; en azından 58%lik fazlasıyla hak ettiği bir hak, hukuk ve keyfiyet sistemi. Devam edin böyle. Bu mevcut faşizm, endüstriyelleşmenin bile pabucunu dama atar. Dama attığı pabucun suçunu ise damsız maça giden taraftara keser. Hapis-para cezası-yasak. Kutunuzdan ne çıkarsa artık!

Not: Yasanın yeni hali (Sporda Şiddeti Önleme Yasası) uygulanmaya başladığında stadlarımızda pankart görmek, rtük denetiminden geçmemiş tezahürata eşlik etmek, üstünde slogan yazan atkı takmak yasak olacak ve bu yasağın çerçevesini birilerinin keyfiyeti belirleyecek. Stad ve salonlarda kurulacak mahkemelerde ise sadece mahkemeye çıkartılmanıza aracılık eden polislerin beyanları yeterli olacak. İdarecileriniz ve emniyet sizden hoşlanmıyorsa hakim önünde başka yardımcınız olmayacak. Yurt dışına çıkmanızdan takımınızın maçı olduğu gün akrabanıza ziyarete gitmenize, sevgilinizle sinemaya gitmenizden evde yatıp dinlenmeye kadar her şey yasak olacak. Karakol ve imza defteri hayatınızın yeni ortakları olacak. Ayağınızı denk alın. Akıllı olun.

%d blogcu bunu beğendi: