Gürkut Gürsoy

Posts Tagged ‘Galatasaray’

Mahalle Maçı -2-

In fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, Fenerbahçe Stadı, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe Tarihi, Fenerbahçelilik, Genç Fenerbahçeliler, Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe, Ultras Fener, Uncategorized on Mayıs 23, 2017 at 10:52 pm

Kısaca mahallenin coğrafi özelliklerini anlattık. Futbol oynayacağınız, dut yiyeceğiniz, bahçelerinden meyve araklayabileceğiniz ve ağaca çıkıp ebeveynleriniz görmeden sigara, bira içeceğiniz mekanları öğrendiniz. Şimdi o arsalarda bir üniversite binası, bir hastane, 6 apartman ve oturup ağlayacağınız bir yeşillik var. O sokaklardaki çocuklar 3 kıtada yaşıyorlar. Her meslek grubunda o çocuklardan birisine denk gelebilirsiniz. 1984 yılında Gayrettepe’nin merkezi sayılacak şimdi hastane olan arazinin karşısına Beşiktaş Belediyesi bir park yaptı. Emniyet müdürlüğünden şimdiki hastaneye çıkan yolun sol tarafında güzel bir basketbol sahası olan park. O park bizim deplasmanımızdı. Futbol oynardık çoğunlukla. Spor Sergi, İnönü, Ali Sami Yen nesliydik biz. Fenerbahçe stadı henüz açılmıştı. Maçtan maça koşardık. Fenerbahçeliydik ancak Sami Yen’de kimin maçı olursa olsun giderdik. Ya açık tribün gişelerine tırmanıp tuvalet camlarının oradaki demirlerin altından süzülürek girerdik içeri ya da 60-70 dakika bekler kapılar açılınca son bölümünü izlerdik maçın. Fenerbahçe maçlarına mutlaka zamanında girerdik. Maçlar öğlen oynandığı için derbi maçlarda sabahın köründe, diğer maçlarda ise sabah 8-9 gibi stadyumda olurduk. Sami Yen’in yanında bulunan kömürlük denen sahaya futbol oynamaya gittiğimiz olurdu bazen. Sami Yen’den Tekel tarafına yürüyüp şimdi banka ya da telekom binası olan arazi boştu. Kapatıldığı 1984 yılına kadar Milo Baylan çikolata fabrikası vardı orada ve o arazi beton sahaların en kralıydı. Çikolata kokuları altında futbol oynanırdı orada. Kemal Sunal filmleri o mahallede çekilirdi bazen. Kısaca mahalle değil Ajax tesislerinin beton, asfalt, toprak versiyonuydu. Ara sıra Fulya tarafına inerdik. Dereyolu denirdi Fulya’ya giden yola. Yol falan değildi. Sanırsın köy yolu. OTİM açılınca araba geçer hale getirilmişti. Oradan Beşiktaş tesislerine giderdik. Bizden daha iyi durumda değildi Beşiktaşlı futbolcular. Toprak sahada antrenman yapıyorlar, çamura toza bulanıyorlar, soğuk duşlarda yıkanıyorlardı. Amatör maçlar olurdu Fulya stadında. Bazen 19 Mayıs provaları da orada yapılırdı. Hatta Galatasaray’ı 3-0’dan 4-3 yendiğimiz o sene 19 Mayıs provaları Fulya Stadı’ndaydı. Esentepe’de şimdi otellerin arasında otopark olan yerde basket sahası vardı. Orası da çok önemliydi. Minyatür kale maçlar ve saçma basketbol aktivitelerimize evsahipliği yaptı uzun zaman. Biz deplase çocuklardık. Çırağan Sarayı bahçesinde o meşhur sahayı görmüş, top oynamış, oradaki havuzun ve boğazın keyfini doyasıya yaşamıştık. Bizim mahalle tüm sokaklarıyla futbola adamıştı kendini. Sonuçta futbol hayatları kısa süren iki futbolcu, bir efsane kötü hakem ve bir spiker çıkardık o kadar. Kalanı hep tribüncü oldu. Sokakta büyüdük desek yalan olmaz. Futbolla büyüdük desek en doğrusu olur. Ayrıca Harbiye’de bulunan Spor Sergi sayesinde basketbola aşık olmuştuk. Yaz başında bugün Kanyon AVM olan yerde Eczacıbaşı’nın eski salonuna ve Gümüşsuyu’na İTÜ Salonuna turnuva izlemeye giderdik. Sezon başlayınca Spor Sergi merkez karargah olurdu. Hafta içi gündüz futbol kupa maçları ve avrupa kupaları için Ali Sami Yen’e ve İnönü’ye yerleşirdik. Fenerbahçe stadı ile Anadolu yakasını keşfettik. Eski Burhan Felek Salonu’na basket ve voleybol maçına götürmüştü büyüklerimiz ancak kendimiz bulamazdık yerini o seneler. Zaten Fenerbahçe voleybolda yoktu. Fenerbahçe yoksa önemi yoktu filenin üstünden top atılan o oyunun. Dereağzı tesislerinin yeri başkaydı. Anadolu yakasında bildiğimiz en iyi kara parçasıydı orası. Mecidiyeköy Tekelin önünde bulunan duraktan sahilden giden Bostancı otobüsüne biner ve Dereağzı’na ulaşırdık. Fenerbahçe antrenmanı izlemek faaliyetlerin en güzeliydi. Lunaparkta masa tenisi oynar, antrenmanı izler, hafta başı sopa hafta sonu baklava etkinliklerini severek takip ederdik.

Neden yazıyorum bunları? Biz futbola ve Fenerbahçe’ye aşık olduğumuzda nasıl bir dünyada yaşıyorduk bilin istedim. Uykudan öncenin renkli yayınlandığı tek kanallı televizyonu, zili çalınca iki sokak öteden duyulan çevirmeli telefonu olan kötü havalarda merdiven boşluklarında gizli hedef, king, ohel, 3-5-8 oynanan apartmanlarda büyüdük. Bakkalın önünde toplanılıp sabahlara kadar oturulan duvarlarıyla,  gece sadece sesi duyulan ancak kendisi çoğunlukla gözükmeden geçen bozacısıyla, asayiş berkemal diye mi yoksa gece korkudan mı üflediği belli olmayan düdüğüyle süper bekçisi olan sokaklarda büyüdük. Fırına ekmek almaya diye çıkıp Eskişehir deplasmanına giden, karşı apartmanda arkadaşta kalacağım diyerek Ankara treni ile maça giden çocuklardık. Fenerbahçe’nin 1907 tarihinde kurulduğunu bilen ve ötesiyle çok ilgilenmeyen, karşılıksız ölesiye seven çocuklardık. Çocuktuk. Çok şanslıydık. Türkiye futbolunun ve basketbolunun kalbinde yaşıyorduk. Yürüme mesafesi denilebilecek yakınlıkta iki stadyum, 3-4 durak ötede basketbol salonu ile biz 1980-1990 arası Türk Spor Tarihinin en yakın şahitleriydik. Çok mutluyduk çok… Evden aldığımız harçlıka maça gidebilirdik. Maç bileti ucuzdu. Askere bedavaydı. Sadece 3-5 yaşındakiler değil neredeyse boyu uzamamış tüm çocuklar babalarının, abilerinin kolunda, omuzunda girerdi stada salona. Şimdi bir maça gitmek ateş pahası. Formasıydı, montuydu inanılmaz yük. Bizim zamanımızda anneler nineler örerdi atkıyı bereyi. Bayrağımızı terzilikten anlayan akrabaya yaptırırdık. Futbol hakikaten mutluluğumuzdu. TV yayını olmadığı için sokakta radyo başında 7den70e tüm mahallenin takip ettiği Bordeaux maçının verdiği mutluluğu verecek modern stad, salon, 4K yayın yoktu. Ve asla olmayacak!

Sonra büyüdük. Futbol hatta tüm spor endüstriyelleşti. Çocukluğumuzun futbolunu, basketbolunu, kulübünü çaldılar bizden. Arsamıza binalar diktiler, Parklarımızı küçültüp iki salıncak üç banka mahkum ettiler. Radyomuz gitti, televizyonlar ücretli oldu, gazeteler kalitesizleşti. Çaldılar bizi biz yapan ne varsa. Yani biz büyüdük ve kirlendi dünya…

Devamı için…

Voleybol Sadece Mavi Zeminde Oynanmaz!

In Andre Meyer, Aroma Bayanlar Ligi, CEV Champions League, CEV CL, fenerbahçe, fenerbahçe acıbadem, Fenerbahçe Grundig, Fenerbahçe Universal, fenerbahçe yönetim kurulu, final four, fivb, Galatasaray, Hakan Dinçay, tvf, Violet Duca, voleybol, Women's Volleyball on Haziran 19, 2012 at 9:55 am

Takımımız Bakü’de bazı hatalar yapmıştır. Hatta bu hataların bazılarını basın önünde de ifade etmiştir. Ancak, hiç şüphesiz bunlar tek başlarına Avrupa Voleybolunun yönetim ve idare merkezi CEV ile tüm ipleri kopartacak şeyler değildir. Evet, kulüp olarak idari açıdan zor günler yaşadığımız ve sportif konulardan daha çok alakasız sorunlarla uğraşmak durumunda kaldığımız bir dönemdeyiz. Fakat hiç bir sıkıntı ve dert CEV in WildCard tercihinde bizi seçmemesinde ki idari eksiklerimizi yok saymamızı sağlamaz. İlk günlerde ben dahil birçoğumuz menajerimizi hedef aldık ve tüm okları onu vurmak için kullandık. Üzülerek ifade etmek zorundayız ki kulüpte birileride sessiz kalarak bu gelişmeyi adeta teşvik ettiler ve menajerimizin taraftar gözünde tek suçlu konumuna gelmesine razı oldular. Oysa bizim yerimize rakibimizin davet almasından sonra özellikle bazı isimlerin (voleybol camiasında) Fenerbahçe idare heyetini hedef alan yazıları sonrası “ya bunlar bu kadar organize ve tek ağızdan konuşuyor, var bunda bir terslik” diye düşünmeye başladım. Aynı isimler 2011 de wild card alamayan Voleybol Milli Takımımız için kıyametleri kopartıp FIVB yi yerden yere vururlarken konu Fenerbahçe kadın voleybol takımı olunca “hakettiniz, iyi oldu, cezanızı çekin belki akıllanırsınız” sözlerini bayrak edindiler. Çok uzun sürdü. Kulüp olayı zamanında iyi idare edememişti çünkü yeterli bilgi ve tecrübeye sahip değillerdi. Karar sonrası alıştığımız kulüp açıklaması geldi “yakında kararla ilgili olarak ve voleybolda avrupa kupalarına katılmak konusunda açıklamalarımız olacak” dendi. İşi bilenler “hah yine olaydan bihaberiz ve taraftarın gazı alınıyor” dediler. Aynen öyle oldu.

Kulüp CEV Başkanı Andre Meyer ile görüşmek için TVF ye talepte bulundu. Ve TVF, CEV den randevu alamadığı gibi CEV Başkanı “konu kapanmıştır” açıklaması yaptı. TVF nin randevu alamadığı, kulübün görüşemediği Andre Meyer’e 10 soru sorup cevaplarını aldım. Zaten ulaşmak kolaydı ve ulaşana cevap veriyordu. Gördüğüm şuydu : Bir zamanlar FIBA neyse şimdi CEV o. Basketbolda ULEB i kurmaya götüren süreçin çıkış noktaları voleybolda fazlasıyla var… İşte bu yüzden CEV Wild Card sürecini ve bundan sonra olabilecekleri çok araştırdım.

CEV den Wild Card alamadık ve CEV bunun için bazı sebepler sıraladı. Evet bunlar etik açıdan tartışılabilir ve bir yaptırımı olur ancak CEV Fenerbahçeyi disiplin soruşturması açarak ceza için ceza kuruluna sevk etmedi. Kaldı ki önceki yıllarda bazı Fransız ve İtalyan takımları benzeri ihlallerde bulunmuşlardı ve hafif para cezaları almışlardı. CEV F4 sonrası kulübümüze yolladığı yazıda önce başarımızı övüp tebrik ederken yaşanan sıkıntıya dair eleştirilerini üstü kapalı bildirmişti. Profesyonel bir yapı ve kurumsal bir anlayış o yazıdaki takdir ve tebrikleri değil serzenişi öne çıkarır ve hemen iletişime geçerek CEV le bağlantı kurardı. Fakat gerek CL Şampiyonluğunun rehaveti gerekse kulübün idari konularda sıkıntılı bir yılı geride bırakıyor olması bu önemli detayı atlamamıza sebebiyet vermiş gibi duruyor. Zaten lig devam ediyor ve takım şampiyonluk kovalıyordu. Ankara hazırlıkları ve koşturmaca sonrasında takım yarı finalde elenince kriz patlak veriyor. Sene başında yeterli tepki gösterilmeyen statü bizi vuruyor. Üstüne Türkiye Kupası protestosu ekleniyor. Ulusal takım kampı var. Erkek takımı şampiyonluk kovalıyor, futbol takımı zirve peşinde… Süreç bir türlü voleybol kadın takımının özel gündemine yer vermiyor. İşte bu esnada birileri CEV in Bakü günleri ve sonrasındaki yazışmalar (birden fazla yazı gelmiş olmalı) içeriğinden haberdar oluyorlar. Bunu güçlü lobileri ve kendilerine fısıldamayı görev bilen kişiler sayesinde elde ediyorlar. Hemen hazırlığa giriyorlar; CEV e Wild Card talebi! Çünkü Fenerbahçe’nin CEV in beklediği geri dönüşü yapmadığını ve voleybol camiasında bir yerlerde Fenerbahçe’nin CL ne katılamayacağının yüksek yüzdesi konusunda konuşmalar yapılıyor. Galatasaray voleybol şubesi wild card talebi hazırlıyor. Erkek takımı için başvuru yapmıyorlar kılıfı ise “bu sene kadın voleyboluna yatırımı arttırıyoruz” oluyor. Akıl hocaları “rahat olun Feneri almayacaklar” diyor. Yoksa Galatasaray’ın wild card talebi aklında bile yok.

Fenerbahçe voleybol şubesinde menajerimiz Violet Duca ve şube sorumlumuz Hakan Dinçay, CEV ile yaşanan sorunun bu boyuta ulaşacağına pek ihtimal vermiyor olabilirler öncelerde… Fakat Violet Duca yinede CEV e gerekli cevapların verilmesi için çabalıyor. Kulüpte Acıbadem dönemi geride kaldığından, Universal ise zaten idaresel anlamda işe girmediği gibi o günlerde çoktan tüydüğünden, iş şube idarecilerine ve onların göstereceği yolda hareket etmesi gereken yönetim kuruluna kalıyor. Ve asıl sıkıntı burada yaşanıyor. Fenerbahçe mahkeme, futbol ligi gündemi yoğunluğuna ek kongre hazırlıklarıyla meşgul. Yönetim kurulu, voleybol şubesinden menajerinin “sıkıntı yaşamayalım” çabalarına gereken ilgi alakayı göstermiyor. Yazışmalara kulüpçe verilmesi gereken metinler hazırlanamıyor, hazırlananlar ise işin boyutu pek tartılamadığından işleme konulacak hale gelmiyor. Futbol, kongre, yeni yönetim ve mahkeme süreci zaten sorun olabileceği düşünülmeyen süreci işlemez hale getiriyor. Evet bu esnada CEV e bazı cevaplar gidiyor. Ancak bunlar CEV ile Bakü sıkıntısını aşmak içerikli değil. Galatasaray cephesi ve akıl hocaları çalışıyor. Hatta eminler kendilerinin çağrılacağından. Galatasaray’ın gideceğinden emin olan başkaları da var. Olaydan bir tek Fenerbahçe YK kopuk. Testi kırılana kadar menajerin söylediklerini kulak arkası ediyorlar. Belki Violet Duca’da işin bu boyuta ulaşacağını tahmin etmiyor. Yine de kötü bir sonuçla karşılabilme ihtimalinden yola çıkıp kulübü girişimde bulunmaya itmeye çalışıyor. Bu konuda neyi ne kadar yaptığını tam bilmemiz imkansız. Fakat kulüpte bir yönetici “bunu bu kadar önemsemedik, bize bu kadar ciddi olabileceği tam anlatılamadı da denebilir” diyor. TVF nin buradaki rolü ve CEV in hantal, yaşlı, maddi manevi çıkarcı yapısını bahsetmeye fazla gerek yok. Bu hepimizce malum. Wild Card alamıyoruz ve CL nde yokuz. Bizler haklı olarak kulüpten tatmin edici açıklamalar gelmediğinden şube yöneticisi ve menajerini bu konuda suçlu görüyoruz.

Karşı cephe bizden iyi bir lobiye ve haber akışına sahip. Bizim sıkıntımızı fırsata çeviriyorlar. Bu fırsatı oluştururken aleyhimize gelişen süreci kuvvetlendirecek bazı girişimleri yazılı ve sözlü aktarıyorlar CEV e. Burada Galatasaray voleybol şubesini “başvurun siz alırsınız” şeklinde cesaretlendirenlerden bahsediyoruz.

Evet bizim kulüp yönetimi ve şube idaremiz tüm yaşananlara rağmen hatalı, sorumlu ve gelinen noktada kısmen suçludurlar. Bu süreç çok daha profesyonel bir kafayla ve anlayışla yönetilebilmeliydi. Kulübümüzün yaşadığı süreç bunu yapmamızı engellemiş olamaz çünkü kimse zorla çalışmıyor orada. Ciddiyetini geç kavramış olabiliriz (ki gözüken o) fakat şube menajerinin çabalarını desteklemek ve en azından ona yetkiyi vermek yerine gerekeni yapmayı ertelemek bu noktadaki en büyük hatadır. Tepeden tırnağa eksiklerimiz var. Burada suçlu listesi oluşturacak değiliz. Oluştursak bile ilk sırada Violet Duca yerine en az 3 isim olmalı. Çünkü kulübün idari yapısı böyle. Şimdi TVF ile kavgalı olan yapmız CEVle de kavgalı. Geçen hafta gördük ki bu sürecin hatalarını kendi açımızdan örtülü şekilde kabul ediyor kulübümüz. Fakat hatalarımıza ortak bulmaya çalışmak ve okları “bizi ekarte ettiler” şeklinde TVF ile Galatasaray’a çevirmek yolu çok akıllıca değil. Ya bunun altını dolduracaksın ya da havada kalacak bilgi kirliliğine girmeyeceksin…

Fenerbahçe voleybolu sahada başarılı ancak tüm branşlarımızda olduğu gibi masada, lobide sıfır etkili. Umarım uyanmışızdır. Uyandığımıza dair ufak bir girişimden haberimiz var fakat sonuçtan pek emin değiliz.

CL erkeklerde 28 kadınlarda 24 takımdan oluşuyor. Daha öncelerde yazmıştım CEV de değişmez kural ve hüküm yoktur. 24 Takımlı CEV CL Women kolaylıkla bir grup daha eklenerek 28 Takıma çıkartılabilir ve 1 Türk, 1 İtalyan, 1 Rus takımı dahil edilebilir. Düne kadar yaşananlar buna engel değil. Bizim şube şimdi düzgün ve daha aklıselim hareket ediyor. Eleştirme zamanı geçti destek zamanı.

Burada daha fazla uzatıp kafa karıştırmamak için yazmadıklarım var. Ancak genel çerçeve yazdıklarımdır. Unuttuğumuz bir durum ise Eczacıbaşı-Vakıfbank  voleybol organizasyonları bizim kulüpten eski ve kesintisizdir. Hatta Galatasaray organizasyonu bile süreklilik bakımından bizden eskidir. Eczacı ve Vakıf organizasyonlarında 20 yıldır aynı isimlere rastlayabilirsiniz. 

Kardeşimsin Loran

In digiturk, Fatih Terim, Fenerbahçe, Galatasaray, Hasan Şaş, Lig TV, Loran Vayloyan on Nisan 25, 2012 at 11:55 am

İçi boş linç kültürü iş başında. Kardeşimiz Loran Vayloyan’ın işten atılması için uğraşmaları bir yana açık açık tehdit ediyorlar. Bu ülkenin adalet sağlayıcı kurumlarından bir şey beklediğimiz yok. Emniyet desen zaten kendisinden olmayana emniyetsiz. Ancak bu ülkede basın yayın kuruluşları var. Bu ülkede demokratik kitle örgütleri var. Bu ülkede demokratlığına inandığımız insan hakları savunucuları var. İşte bunlar da susup durumu önemsemiyorlar ise iş işten geçtikten sonra “Kardeşimsin Loran” demenin lüzumu yok.

Ben Loran’ı çok uzun yıllardır tanıyorum. Bu yüzden KARDEŞİMSİN LORAN diyorum. Ben Loran’ın kılına zarar gelmesi durumunda hesabını sormaktan çekinmeyecek çok kardeşinden birisiyim. Biliyoruz Loran bizden böyle bir karşı atak beklemez. Zaten aklı selim insanlar bu noktaya gelmez. İki günlük süreçin geldiği nokta; birileri Loran’ı ve Loran üzerinden bizleri tehdit ediyor. Ve tüm bu olan bitenlere tepkisizlik zirve yapmış durumda. O halde ben kendi adıma şunu rahatlıkla yazabilirim:

FT ve HŞ ikilisi dahil olmak üzere kahpelikte sınır tanımaz Fener düşmanı tüm kişi ve camialara; kaş yarası bantla kapanır, götünüzdeki yara asla kapanmaz. Sabrımızı çok sınamayın bardak taşmak üzere.

Bunun Adı Ezeli Rekabet (Nisan 2012)

In Aroma Bayanlar Ligi, Aroma Erkekler Voleybol Ligi, Arslan Ekşi, Aykut Kocaman, çanakkale destanı, Cappie Pondexter, Eda Erdem, Emre Batur, Euroleague Women, ezeli rekabet, fenerbahçe, Fenerbahçe, Fenerbahçe Universal, FIBA Euroleague Final Eight, Galatasaray, Galatasaray Medical Park, Galatasaray Yurtiçi Kargo, Ivan Miljković, Kemal Kayhan, Lioubov Sokolova, Miroslav Stoch, naz aydemir, Reto Ziegler, TFF, TKBL, Volkan Demirel on Nisan 23, 2012 at 10:38 am

Önce FIBA Euroleague Kadınlar Final 8 inde karşılaşıyorsun ezeli rakibinle ve kazanıyorsun.

Gidiyorsun Ankara’da Aroma Bayanlar Voleybol Ligi Çeyrek Finali‘nde karşılaşıyorsun ezeli rakibinle, yenip eliyorsun.

Eskişehir’de Teledünya Voleybol Erkekler Türkiye Kupası‘nda final oynuyorsun ezeli rakibinle ve kupayı kazanıyorsun.

Sonra TKBL Final serisinde karşılaşıyorsun ezeli rakibinle ve yenip Şampiyon oluyorsun.

Çanakkale’de Aroma Erkekler Voleybol Ligi Play-Off Yarı Finali oynuyorsun ezeli rakibinle ve yenip Finale çıkıyorsun.

Pazar günü geliyor gidiyorsun TT Arena’ya Süper Lig Süper Final için sahaya çıkıyorsun ve kazanıp dönüyorsun.

İşte buna ezeli rekabet ve rakibine de ezeli rakip deniyor.

Fenerbahçe Grundig

Bunca maçtan sonra şu pankart cuk diye oturmuyor mu?

Volkan Patlar

Günlerden Fenerbahçe Tribünü

In Fenerbahçe, Fenerbahçe Halktır, fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçelilik, FIBA, FIBA Euroleague Final Eight, Galatasaray Medical Park, taraftar, tribün on Mart 29, 2012 at 11:06 am

Yarı yarıya tribünler devrini yaşadıysanız bu akşam yeriniz Abdi İpekçi olmak zorunda. Yarı yarıya tribünleri yaşamadıysanız işte fırsat; bu akşam Abdi İpekçi’de o keyfi yaşayabilirsiniz. Fenerbahçeliyseniz ve tribüncüyüm diye geziniyorsanız siz zaten Abdi ipekçi’de olacaksınız bu akşam. Salonda bize ayrılan kısım 5000 bilet civarı. Bu akşam o yeri doldurmak için kalbi atması gerekenlerin sayısı en az 500.000 olmalıydı. Ancak dün bilet satışı sürüyordu. Hafta içi, kadın basket maçı, mahkeme var, sevgilim bekler, hanım kızar, sinemaya gideceğiz, saat geç, iş var, akşam ders var… Bahane aradın mı bin tane bulursun ancak yarı yarıya bir daha NAH bulursun. Günlerden Fenerbahçe tribünüdür ve bunu bilenler zaten hazırdır. Bu yazı boşa bir yazıdır. Gelenlerle rakibi tribünde rahat ezeriz ve dosta düşmana gösteririz… Gelmeyenler sanal alemde paylaşılan video ve resimleri defalarca paylaşıp yorum yaparlar. Salonda değilse bile yarı yarıya sanalda takılırlar artık. Laf biter eylem zamanı.

Kedidir Kedi

In aslan, Galatasaray, kedi, Yanardağ on Aralık 8, 2011 at 4:45 pm

Her gün patlayan yanardağ gördünüz veya duydunuz mu? HAYIR!

Peki 1319 günde bir kükreyen aslan gördünüz veya duydunuz mu? Cevap belli; HAYIR!

Her gün patlayan yanardağ olmadığı gibi 1319 gündür kükremeyen aslan da olmaz. O aslan eğer dilini yutmamışsa mutlaka ölmüştür. Hayır, yaşıyor ise zaten aslan değildir. Kedidir o kedi.

 

Yasaklar Finali : Fenerbahçe Ülker – Galatasaray Cafe Crown

In Basketbol Federasyonu, Beko Basketbol Ligi, Fenerbahçe, fenerbahçe ülker, Galatasaray Cafe Crown, Spor Sergi on Haziran 3, 2011 at 9:30 pm

Beko Basketbol Ligi 2010-2011 sezonu final serisi bu akşam Sinan Erdem Spor Salonu’nda başlıyor. Türkiye Deplasmanlı Basketbol Ligi’nde 1984-85 sezonunda 2 Nisan günü Spor Sergi Sarayı’nda Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi 2-1 yenerek şampiyon olduğu final serisinden sonra ilk kez ezeli rakipler finalde karşı karşıya.

26 yıl sonra bu final serisini basketbol şölenine dönüştürmek yerine korku imparatorluğu inşa etmekten geri kalmayan İl Spor Güvenlik Kurulu Toplantısı Yapıldı. Alınan kararlar basiretsiz takım yöneticilerinin, korkak valiliğin, beceriksiz emniyetin, kişiliğini kaybetmiş basketbol federasyonunun basketbol ve insanlar üzerinde oluşturdukları korku imparatorluğunun ispatıydı.

– Rakip seyirci yasak

– Pankart yasak

26 yıl sonra basiretsizliklerinden biraz daha yüz bulsalar karar alacaklar : Fenerbahçe – Galatasaray finalleri yasak.

Vatana, vatandaşa hayırlı uğurlu olsun.

Galatasaray mı Erdoğan mı?

In akp, Galatasaray, medya on Ocak 19, 2011 at 8:29 am

Adnan Polat’ın Başbakan ve yanındakilerle birlikte stadyumu terk etmesi, bir klüp başkanının yanlış tercihinin en açık göstergesi. GS 106 yıldır var, AKP sadece 8 yıldır. GS’nin belli ki çok uzun bir geleceği var, AKP ve Erdoğan ise, tüm siyasiler gibi geçici. Polat’ın bildiğimiz kadarıyla AKP ya da Erdoğan’la herhangi bir organik ilişkisi yok, oysa ki kendisi, galiba hatırlatmak gerek, GS Klubü Başkanı. Bu konumdaki birisi, Başbakanla birlikte kendi stadından ayrılıyorsa, o zaman geri gelmemesi gerekir. Bu yanlışlık Polat’ın itibarının, klüp üyelerinin çoğunluğu, taraftar ve protestoya katılanlar nezdinde sıfırlanması anlamına geliyor. Hele daha sonra, Polat’ın polisle birlikte protestocuları kameralardan izleyip stada sokmayacağına dair açıklaması, provokatör/protestocu düzeltmesine rağmen yanlış tercihin perçinlenmesi. CHP’li bir milletvekili, Polat’a hak ettiği yanıtı verdi. Sıra şimdi GS klüp üyelerinde.

Geçmişte CHP’nin İstanbul Belediye Başkanlığı için adaylığı söz konusu olan Polat’ın, siyaseten AKP ya da Erdoğan’a yakın olduğunu kimse söylemiyor. Ama büyük bir iş adamı Türkiye’de ayakta kalabilmek hatta yeni ihaleler alabilmek için siyasi iktidarla iyi geçinmek hiç olmazsa ona karşı çıkmamak durumunda olduğunu biliyor. Ama Polat, aradaki farkı kavramamışa benzer.

Polat’a bir yardım: Onbinlerce taraftar arasından ‘provokatörleri’ saatlerce süren kayıtlarda kare kare arayacağına, TOKİ Başkanının konuşmasını dinlesin. Ek olarak kendi cevabi konuşmasını da… Eski GS yönetimlerini aşağılayan bir yetkiliyle hemfikir olduğunuzu söylediniz. Farkında mısınız?

Türk egemen medyası aslında bence bu kez, geçmişdeki benzer olaylara oranla daha sağlıklı davrandı sanki. Erdoğanperver liberal köşe yazarlarının ve karikatüristlerinin bile, şu son dönemde, yumurta atan öğrenciler, Hizbullahçıların salıverilmesi, Kars’daki heykel, Muhteşem Yüzyıl dizisi, içki tüketimine getirilmek istenen kısıtlamalar konusundaki tartışmalarda, Erdoğan’ı eleştirmeye başlamaları önemli bir yenilik. Keza stadyum açılış töreniyle ilgili yorumlarda da öyle eskisi gibi gözü kapalı bir şekilde savunamıyorlar Başbakanlarını. Savunanların sarıldığı bahaneler de ilginç: Efendim misafire protesto olur muymuş? O kadar stad yaptırmış, vefasızlıkmış filan falan. Aynı kalemler, polis öğrencileri dövdüğünde misafir evsahibi ilişkisini unutmuştular. Stadı da sanki Erdoğan kendi cebinden yaptırmış! Vefa ilişkisi karşılıklıdır. Eski ve yeni yönetimlerini aşağılayan birine vefa gösterilmez.

Erdoğanperver haberciler de, protestoyu küçümsemek için, ‘küçük bir grup provokatör’, ‘bazı izleyiciler’ gibi ibareler kullanıyorlar. Aslında içlerinden geçen belli:Bu bir Ergenekon komplosudur!
Gerçekten böyle küçük bir grubun işiyse bu, ‘Başbakan neden stadı terk etmek zorunda kaldı’, sorusuna verebilecekleri yanıt yok.

Aslında Erdoğan yine aşırı özgüveninin (Ki AKP sözlüğündeki bu kelimenin hakiki Türkçe karşılığı haddini bilmemek) kurbanı oldu: Orası sizin mecranız değil. Fenerli olmanız çok önemli değil ama bu şehirde size hayran olmayan, sizi alkışlamayan, tam aksine sizden nefret eden ve her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiren, sizi, partinizi, yönetiminizi protesto eden insanlar, gruplar, kesimler var. Açılışa geleceğinizi duyan 10 aklı başında (Bunlara AKPlileri de dahil ediyorum) insandan en az 7’si, sizin orada protesto edileceğinizi öngörebiliyordu. TOKİ Başkanının konuşması da tuz biber ekti. Size de maalesef konuşma ortamı kalmadı.

Fransa’da Chirac Cumhurbaşkanı iken, Marsilya Velodrome Stadyumunda izleyiciler Cumhurbaşkanını ve Ulusal Marşı ıslıklamışlardı. ‘Ayıp oluyor’ dediler ama kimseyi de kameradan saptayıp gözaltına almadılar. Aksine oturup uzmanlara başvurup, ‘Bu gençler Cumhurbaşkanını ve Ulusal Marşı neden protesto ediyorlar’ sorusuna yanıt aradılar.

Bugün medyadaki ısrarlı ve inatçı Erdoğanperverler, aslında Erdoğan gittikten sonra kendileri de gitmek zorunda olanlar. Bugün liberal denilen kesimdeki AKP yanlıları, Erdoğan’ı eleştirmeye başlamışlarsa, onlar, Erdoğan’dan bağımsız olarak da gazeteciliklerini, köşe yazarlıklarını yapabilecek yetenek ve dirayetteki kalem sahipleri. Ayrıca da, galiba, geminin su almakta olduğunu görmeye başladılar. Böyle durumlarda sona kalmak iyi değildir. Ayrıca geçmişte AKP ve Erdoğan’a yönelik övgüleri de öylesine ağır bir sorumluluk yüklüyordu ki omuzlarına, bir an önce tornistan yapmakta yarar var. Yetmez ama evetçileri de burada hürmetle analım!

Ragıp Duran hocamın Medya Eleştiri Blogu

Apoletli Medya‘ da yazdığı yazısından alınmıştır.

%d blogcu bunu beğendi: